Anasayfa / Edebiyat ve Hukuk / Edebiyat Sokağı

Edebiyat Sokağı

Yazının icadından günümüze, yazılı tüm metinlerde tarihe, kelimelerin gücü ve ışığında bakabilmek; dönemin yönetim şekli, acıları, halkın yaşayış biçimleri; söz gelimi aşkları, savaşları ve isyanlarına en saf mercekten dokunabilmek imkanı bulunmuştur. Beyitler, nesir ve nazım örnekleri, oyun metinleri, ilk yazılı savunmalar, kitabelerde anlatılan felsefi öğretiler ve daha nicesi ile yüzlerce yılda oluşan tüm medeniyetlerin en mahrem kalıntılarına ulaşılmıştır. Yazılı olan olmayan, sadece saraylarda, beyliklerde değil; halkın en içinde yaşanan ‘Adalet Zaafiyetleri’ , hakkaniyetsizlikler, sınıfsal ayrımlar ve nihayetinde hukukun nasıl tezahür ettiği de ancak bu yazılı değerlerde saklı. Tarihimiz de bu bakımdan zengin ve bir o kadar da öğretici örneklerle doludur. İslamiyet öncesi Türk Edebiyatı‘nda aşıklar, ozanlar, şair ve erenler; kitapların, ulemanın, bey’in, beyliklerin çok üstünde; sadece topluma karışmakla anlaşılabilecek hali pür melalimize kelam olmuşlardır.

Lakin, hepimizin bildiği üzere okul sıralarında bize öğretilen, ilahi aşk, lirizm ve gurbet temaları üzerine yazılan Türk Edebiyatı, Divan Edebiyatı nazım türleri ve bu türlerde eser verenlerle sınırlı kalmaktadır. Oysa incelendiğinde görülür ki, dönemin tüm Adilane Yönetim arayışları ve hakkaniyetsizlikleri apaçık anlaşılmaktadır. Nasıl ki yakın dönem edebiyatımızda, hayatlarının belli bir dönemini sürgünde yahut mahpushanelerde geçirmek zorunda kalan, haksızlıkları haykırdıkça sesleri kısılan duyarlı edebiyatçılarımıza ait eserlerde; dönemin tüm çarpıklıklarını, yokluk ve açlıkla mücadele edenlerin yanında, onları yöneten ayrıcalıklı bir güruh bulunduğunu, zulmü, güçsüz olanın adaletten yoksun yaşamak zorunda bırakıldığını görüp okuyabiliyorsak, 16. , 17. Yüzyıllarda kaleme alınan eski Türkçe eserlerde de yönetime yapılan eleştirileri ve isyanı görmek mümkündür. 18. yüzyılda yaşamış ve döneminin diğer önemli ozanları Aşık Veysel, Kaygusuz Abdal kadar bilinmeyen Sünbülzade Vehbi’ye ait bir dörtlük paylaşayım:

[quote style=”boxed”]Biçare sana müftüne mansub mu verirler
Serraf ile kavl etmeyecek ahz u ataya
Hep rüşvet ile eylediler devleti berbat
Bak şu ulemaya, vükelaya, vüzeraya..[/quote]

Parası olmayana verilmeyen memuriyet, rüşvet ile dönen devlet bürokrasisi, alimin, bakanların ve dahi vezirin de bu kirli düzene alet olmasını anlatan ozan bugün de bizi şaşırtmaz; sadece manidar gülümsetir .

İnsanlık varoldukça edebiyat, edebiyat varoldukça da hukuka yönelik; haksızlıkların dile getirilmesini amaçlayan eserler yaşamaya; bu amaçla kaleme alınan, kulaktan kulağa geçerek toplum havsalasında yer eden her eser , insanın tarihini devlet kavramından ari, anlatmaya ve unutturmamaya devam edecektir.

Bu bahisle daha anlatılacak çok şey var. Milli Mücadele dönemi, sürgünler, savaşlar ve kıtlık yıllarında yazılanlar, yakılanlar, yasaklananlar, toplatılanlar. Hepsi tek tek değerli ve büyük resmi en saf haliyle görmemizi sağlayan eserler. Blogumuzu takip etmeye devam ederseniz, Edebiyatın içinde ‘Hak Arayışı’, ‘Hakkaniyetsizliklere Karşı Duran Bireyin Mücadelesi ve Yaşadıkları’ , ‘Sınıfsal Ayrımlar ile Devlet-İktidar Erkiyle Ezilen Halk’ kavramlarına çok derinlemesine olmasa da yeniden ve birlikte bakmaya çalışacağız. Belki de,

[quote style=”boxed”]…hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende..[/quote]diyerek zulmün ve adaletsizliğin karşısında direnç göstermeyen insanımızı Nazım’la eleştirip, ‘Kelle fiyatına hürriyet, esirlik bedava’ diyen, fakir bir memurun gözüyle mısralara dokunan Orhan’la hatırlayacağız; o günlerden bugüne, Ciğerci Kedisi’nin yemeğini halen kalaylı kapta yediğini…

Rus Edebiyatının dehlizlerine dalmak gerekecek anlamak için insanın ‘yüce devlet’ karşısında çaresizliğini. Belki bir tragedyadan duyulacak sesi:

[quote style=”boxed”]… yoksa kim dayanabilir zamanın kırbacına? Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine, sevgisinin kepaze edilmesine, kanunların bu kadar yavaş yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine, kötülere kul olmasına iyi insanın bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken? Kim ister bütün bunlara katlanmak ağır bir hayatın altında inleyip terlemek, ölümden sonraki bir şeyden korkmasa, o kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya ürkütmese yüreğini? Bilmediğimiz belalara atılmaktansa çektiklerine razı etmese insanı? Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi…[/quote]

Okudukça büyüyor ve berraklaşıyor İnsanlık Tarihi. Hukukun varlığı korumaya yetmediğinde ‘Bireyin Varlığı’nı, birileri cesaretle kaleme alıyor yaşananları…

Devam edecek…

Yazar: Görkem Tan

Görkem Tan
Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Avukat, Blogger.

Ayrıca bknz.

Okumak

Hukukun içinde bilfiil hayatını idame ettiren herkes bilir ki hukuki konuyu idrak etmek, çözüm odaklı …