Anasayfa / Eğitim / Mezar Taşı Değil, Zihniyet Taşı

Mezar Taşı Değil, Zihniyet Taşı

Bir vatan düşünün, taşı toprağı altın diye anılsın, turistler tarafından merakla gezilip fotoğrafını çektirtecek binlerce tarihi eser barındırıp her zaman göz önünde olsun ve her daim kıskanılsın… Fakat tüm bunların yanı sıra bu vatanın kendi vatandaşları bunların hiçbirinin değerini bilemesin ya da görmesin, göremesin. Hiç bir şeyi göremeyecek kadar gözlerine duvar örsün…

Neden mi? Çünkü,

Demokratik yollardan yola çıkılıp bize antidemokratik bir ülke sunuluyor. Torba yasaların içeriğini kimse bilemiyor, yasaları kimse takip bile edemiyor. Kanunda geçen her türlü yasa açık, kısa ve net olup herkes tarafından anlaşılabilecek nitelikte olması gerekse de bu torba yasaların okunmaya kalkışılması ile bile maddelerinin ve fıkralarının kargaşasından ne denilmek isteniyor anlaşılmıyor. Birileri kendini tanrı ilan ediyor ve her geçen gün “kendi menfaatleri uğruna milyonların menfaatini hiçe sayıyor”.

Uyuyoruz ve bir sabah uyanıyoruz bir de bakmışız kanun yine değişmiş, yeni bir torba yasa gelmiş,artık herkesin doğrusu sadece tek bir kişinin doğrusu olmuş ve bu doğru herkese ileri sürülmeye başlanmış. Uygulanmazsa da müeyyidesi ağır. Ne de olsa müeyyidesiz kanun olmaz değil mi?

Bir sure konuşuluyor, yazılıp çiziliyor, dert yanılıyor “vah vah vah” deniliyor ardından yine sükunet neden mi? 

Çünkü,

Baskı var, kişisel hak ve özgürlüklerin ihlali var. Siz buna ister Balyoz, Ergenekon örneği verin ister maden kazaları örneği fark etmez. Fark eden tek şey var o da her geçen gün bunların yeni adlarla yeni vakalara sebep olması. Devletin haksız davranışları ve ihlalinin insanlara mal olması. Düşünsene senin baban asker ve bu vatan için bu millet için bu topraklar uğruna sabah gündüz demeden çalışmış, çabalamış. Çoğu geceyi bırak çoğu gün çoğu hafta belki de çoğu ay görememişsin babanı. Vatan demiş başka şey dememiş adam. Ama öyle bir gün gelmiş ki sen o adamı elinde kelepçelerle eli kolu bağlı hapis yollarında görmüşsün. Mahkemeye çıktığı o vakitler var ya sen nasıl içinden suçsuz o suçsuz diye bağırıyorsan aslında baban hakkında suç ileri süren hakimler, savcılar, avukatlar, devlet adamları o şu bu da gerçekleri biliyorlardı. Yalnızca susuyorlardı yine herkesin sustuğu gibi yine baskının sonucunda korkunun verdiği sükunet gibi ortada karanlık bir duman vardı.

Ve biliyoruz küçük kız,küçük çocuk baban içerideyken ona vatan haini gözüyle bakan insanların suçlamaları altında baban hala vatan için bu da kafi darken sen çok acılar çektin belki hala babanın beraatine rağmen hatırladıkça çekiyorsun da.

Ama çekme daha fazla çocuk neden mi? Babanın bunca yıllık uğraşı, vatan görevi 18 bin kadarmış evladım. Bedelli gelmiş hani şu imkanı olan herkesin o parayı verip askerden de yırtık dedirteceği türden ve imkanı olmayan her zavallı erkeğin de arkalarında bıraktıkları gözü yaşlı annelerine rağmen dağa çıkıp senin için bizim için hala vatan denilen bir kavram varsa onun için uğraşacakları türden..

Bu aralar büyük biraderler uyumuyorlar daha da modundalar daha da zevkle bir şeyleri ifşa ediyorlar.

Neden mi?

Çünkü,

Savaşabilecekleri yere kadar savaşmak istiyorlar.

Nasıl kadının fıtratında erkekle eşitsizlik varsa nasıl madencilerin fıtratında ölüm varsa büyük biraderlerin fıtratında da galiplik var yenilgi yok olamaz da.

Baksana kaç milyon dolarlık saraylar yapıldı, fakir yine sömürüldü. Zaman zaman kızmak istiyorsun oy zamanı bir kaç kömüre kanan köylüye ona şuna ama kızamıyorsun neden mi onlar masum onlar saf onlar sadece başlarındaki adama inanmak istiyorlar? Haksızlar mı? Bir insan başındaki onu yöneten veya yönetecek insana inanmayacaksa kime inanacak kimden umut besleyecek? Kandırıla kandırıla yine sindiriliyor bir şeyler. Tıpkı şimdilerde Aksaray’ın 1000 küsurluk odalarından tutun,altın kaplamalı tuvaletleri, kırmızı halılarından osu şusuna kadar her şeyin ütopik bir şekilde izlenip geçildiği gibi…

Şimdilerde herkesin kulağında ortak bir söz var, hatta şu an okuyucudan bile duyar gibiyim: Türkiye’ye şeriat mı gelecek?

Gelmeyecek yavrum gelmeyecek desem de inanır mısın? Bak kürtaj yasaklanmaya kalktı hala ne olacağı muamma, kızlı erkekli mevzular çıktı, kadın-erkek eşitsizliğini büyük birader onayladı bu gidişle sanki kadına cinayet azmış gibi bu sayı da her an daha da artabilir ve sayısını bilmediğimiz ve bilemeyeceğimiz kadar İmam Hatip açıldı,din dersleri hala ve hala ısrarla herkese zorunlu, 4+4+4 çoktan geldi. Unutmadan Osmanlıca’nın da gözü kulağında. Zorunlu ders olarak liselere gelecek ki çocuklar ecdatlarının mezar taşlarını okuyabilsinler.

Şimdi sorarım sana: Sence adamlar daha Türkçe’yi doğru düzgün konuşamazken amaç atalarımız veya Osmanlıca öğrenmenin önemi mi yoksa amaç Osmanlı’ya geri dönüş mü?

Yani kısacası sorun çok daha derin be evladım.

Sorun artık BİR MEZAR TAŞI DEĞİL ZİHNİYET TAŞI bunu ecdadına da söyleyiver de bilsin.

Yazar: Ece ERGÜNEY

Ece ERGÜNEY

Özyeğin Üniversitesi Hukuk fakültesi öğrencisi

Ayrıca bknz.

Sallanmış sistemin sallanmış çocukları

Ülkemizde her şey tamam mı da eğitim tamam olsun diyenler illa vardır aranızda. Eminim ki …

  • Can

    Sayın Ece Ergüney, öncelikle şuana kadarki bütün yazılarınızı büyük bir hayranlıkla okuduğumu dile getirmek ve hukuk sokağındaki yazım kariyerinizde başarılar dilemek istiyorum. Eleştirime taşı, toprağı altın olarak anılan, herkes tarafından kıskanılan ülkenin hangi ülke olduğunu belirtmediğinizi vurgulayarak başlıyorum. Bu ülke hangi ülke ve Türkiye ve yazının geri kalanı ile olan bağlantısı ne? Malesef halkımız büyük bir hukuk aşkıyla yanıp tutuşmuyor. Torba yasanın içeriğinin ne olduğundan çok kimin yaptığıyla ilgileniyorlar. Değinmek istediğim bir diğer konu ise bu ülkede insan hayatının 18.000 lira etmediği. Hesaplamalarıma göre Türkiye’de insan hayatı yaklaşık 12.300 lira değerinde. Bir erkek hakları aktivisti olarak cumhurbaşkınımızın kadınların, erkeklerden üstün olduğu konusundaki yorumlarını kınıyor ve size katılıyorum. Türkiye’ye şeriat gelemeyeceği konusunda da size katılıyorum, çünkü yanlış bilmiyorsam Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na aykırı. Ama cumhurbaşkanımızın Türkçeyi düzgün konuşamadığı konusunda yanlışınız var. Kendisi geçen yıl çıktığı Charlie Rose programında İngilizce bilmesine rağmen Türkçenin önemine vurgu yapıp, bu güzel dili dünyaya aşılamak için İngilizce konuşmayı reddetmiştir. Saygılar.

    • Merhaba Can bey,öncelikle yaptığınız yapıcı eleştirileriniz ve de nazikliğinizden dolayı size teşekkür ederim.Yazılarımı hayranlıkla okuyorsanız ne mutlu bana=) Taşı toprağı altın denilince herkesin hangi şehir olduğunu bileceğini düşündüm malum şarkılara bile yansımış kabullenmiş bir düşünce artık bu.Yazının geri kalanı ile olan bağlantısı ise ne yazık ki bu değerlerin bilinememesi veya görmezden gelinmesinden ibaret olan ibretlik olaylardır.18 bin olayına ise ne yazık ki katılmıyorum.Can bey her insan doğduğu andan itibaren bir birey olarak özeldir ve bırakın 18 bini bu değer para ile ölçülemez,vatan değerinin de ölçülmemesi gereken ayrı bir kıstas olduğunu düşünmekteyim.Yeni yorumlarınızı bekleyeceğim.Saygılar,Ece