Anasayfa / İçtihatlar / ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİNE İLİŞKİN KARARIN KESİNLEŞMESİNDEN SONRA TAŞINMAZIN KENDİSİNE AİT OLDUĞU İDDİASIYLA AÇILAN DAVA – DAVANIN SEBEPSİZ ZENGİNLEŞMEYE DAYALI ALACAK DAVASI NİTELİĞİNDE OLDUĞU

ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİNE İLİŞKİN KARARIN KESİNLEŞMESİNDEN SONRA TAŞINMAZIN KENDİSİNE AİT OLDUĞU İDDİASIYLA AÇILAN DAVA – DAVANIN SEBEPSİZ ZENGİNLEŞMEYE DAYALI ALACAK DAVASI NİTELİĞİNDE OLDUĞU

Özet: Kesinleşen ortaklığın giderilmesi davasından sonra, paydaşlardan birinin dava konusu taşınmaz üzerindeki yapının kendisine ait olduğunu ileri sürerek açtığı davanın, muhdesatın tespiti niteliğinde değil, muhdesat bedeli sebebiyle davalıların hisselerine düşen miktarın fazla kısmı bakımından sebepsiz zenginleştikleri iddiasına dayalı olarak eda nitelikli alacak davası niteliğinde olduğu, ekonomik yönden zenginleşme ve fakirleşmenin satış suretiyle taşınmazdaki ortaklığın giderildiği anda gerçekleştiği, bu durumda sebepsiz zenginleşmeye dayananın dava hakkı ve zamanaşımının başlangıç tarihinin ortaklığın giderilmesine konu taşınmazın, satışının yapılıp bedelinin taşınmaz maliklerine ödendiği tarihte başladığı gözetilmelidir.

T.C.
Yargıtay
8. Hukuk Dairesi
E: 2014/18251 K: 2015/5366 K.T.: 03.03.2015

Ahmet ile Lütfiye ve müşterekleri aralarındaki muhdesat tespiti ve alacak davasının reddine dair Konya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 28.01.2014 gün ve 245/21 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 03.03.2015 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden Ahmet vekili ve karşı taraftan Faruk ve müşterekleri vekili geldiler. Başka kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Davacı Ahmet vekili, tarafların hissedarı oldukları M… İlçesi, A… Mahallesi 26489 ada 1 parsel sayılı taşınmazla ilgili bir kısım davalıların Konya 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2011/1875 Esas, 2012/924 Karar sayılı dosyasında ortaklığın giderilmesi davası açtıklarını, satışa karar verilerek kararın kesinleştiğini, o dosyada muhdesatın yapı bedeli ve arsa bedelinin oranlamasının yapılmadığını, satışına karar verilen taşınmaz üzerindeki iki katlı betonarme yığma evin davacı tarafından yapıldığını ve yapının davacıya ait olduğunu, yapı davacıya ait olmasına rağmen ortaklığın giderilmesi davasında davalılardan Lütfiye ve arkadaşları tarafından sanki taşınmaz üzerindeki yapıların kendilerine aitmiş gibi dava açılarak yürütüldüğünü açıklayarak dava konusu K… İli, M… İlçesi, A… Mahallesi 26489 ada 1 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan D… Sokak No:3/A adresindeki iki katlı yapının tamamının müvekkil tarafından yapıldığının ve bu muhtesatın müvekkiline aidiyetinin tespiti ile Konya 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2013/13 sayılı İzale-i Şüyu Satış Memurluğu’nca bu muhdesatın satışından ihale sonucu elde edilecek yapı bedelinin fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla davacıya ödenmesini istemiş, harca esas bedel 98.170,32 TL olarak gösterilmiştir.

Bir kısım davalılar vekili, ortaklığın giderilmesi davası derdest olmadığından dolayı öncelikle davada dava şartı bulunmadığını, davanın süresinde açılmadığını, arsa üzerinde bulunan yapının kanunda istenen şartları taşıyan ruhsatının olmadığını, bu kaçak yapı için M… Belediyesi’nce 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 32. maddesi gereğince yıktırılmasına ve yıkım masraflarının davacıdan alınmasına karar verildiğini açıklayarak davanın reddini savunmuştur.

Diğer davalılar usule uygun tebliğe rağmen duruşmaya gelmemiş, bir cevap da vermemişlerdir.

Mahkemece, taraflar arasındaki ihtilafın iki katlı yapının davacıya ait olup olmadığı konusunda olduğu, delil olarak gösterilen Konya 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2011/1875 Esas, 2012/924 Karar sayılı dosyasında iki katlı yapının üzerinde olduğu taşınmazla ilgili mahallinde 22.03.2012 tarihinde keşif yapılarak alınan raporda muhdesatların da belirtildiği ama muhdesatlar ile arz arasında bedel yönünden herhangi bir oranlama yapılmadığı, yargılama sonucu taraflar arasındaki ortaklığın satış yolu ile giderilmesine, satış bedelinin veraset ilamı ile tapudaki payları nispetinde taraflara ödenmesine karar verildiği, kararın temyiz edilmeksizin 12.02.2013 tarihinde kesinleştiği, eldeki dosyada davacı bulunan Ahmet’in de ortaklığın giderilmesi dosyasında taraf olduğu, taraflar arasında bu sebeple kesin hüküm bulunduğu açıklanarak davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Muhdesat tespiti davaları kendine özgü davalardan olup taşınmaz üzerinde bulunan muhdesat yönünden derdest ortaklığın giderilmesi davası bulunmadığı takdirde muhdesat tespiti davasının görülmesinde hukuki yararın bulunduğundan söz edilemeyeceği açıktır. Hukuki yarar da dava koşulu olup davanın her aşamasında mevcut olmalıdır. Ancak bu durumda da taşınmazdaki muhdesat sebebiyle eda nitelikli sebepsiz zenginleşme davası açılabileceği de kuşkusuzdur.

Mahkemece taraflar arasındaki ihtilafın muhdesatın tespiti isteğine ilişkin olduğundan hareketle taraf delilleri değerlendirilerek yazılı şekilde hüküm verilmiş ise de davanın nitelendirilmesinde hataya düşülmüştür.

Davacı vekilinin dava dilekçesindeki açıklamaları, delil olarak sunulan ortaklığın giderilmesi davasına ilişkin olup taraflar arasında görülen ve kesinleşen Konya 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2011/1875 Esas, 2012/924 Karar sayılı dosyasında eldeki dosyada davalı görülen hissedarların da dava konusu muhdesatın Ahmet’e ait olduğuna bir itirazları olmadığı, hatta muhdesatların da ayrı ayrı bedellerinin belirlendiği 26.03.2011 tarihli bilirkişi raporuna karşı Lütfiye ve müşterekleri vekilinin verdiği 30.05.2012 havale tarihli itiraz dilekçesinde muhdesatın aidiyeti ile ilgili bir itiraz olmadığı ve bu kaçak yapının hissedar Ahmet’e ait olduğunun belirtildiği, arsa değerinin düşük belirlendiği şeklinde itirazda bulunulduğu, satış yolu ile ortaklığın giderilmesine ilişkin kararın kesinleşmesi sonrası dosyanın Satış Memurluğu’nun 2013/13 satış esasına kaydedildiği, Ahmet’e aidiyeti hususunda taraflar arasında ihtilaf olmayan muhdesatın bedelinin oranlama yapılırken tüm hissedarlara değil Ahmet’e ait olduğunun dikkate alınmasının dilekçe ile istendiği ama Satış Memurluğu tarafından, yetkisi dahilinde olmaması sebebiyle talebin reddedilmesi üzerine eldeki davanın açıldığı dikkate alındığında, kesinleşen ortaklığın giderilmesi davası sorası açılan bu davanın muhdesatın tespiti niteliğinde değil muhdesat bedeli sebebiyle davalıların hisselerine düşen miktarın fazla kısmı bakımından sebepsiz zenginleştikleri iddiasına dayalı olarak eda nitelikli alacak davası açıldığının kabulü gerekir.

Sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için bir tarafın mal varlığının diğer tarafın malvarlığı aleyhine çoğalması gerekir. İade borcunun kapsamını belirlemede öncelikle fakirleşme ve zenginleşme zamanının tespit edilmesi gerekir. Sebepsiz zenginleşme borçlusunun bu muhdesatın yapıldığı anda ekonomik açıdan zenginleştiği, yapanın ise o anda fakirleştiği ileri sürülmez. Zira, vücuda getiren tarafından kullanılan muhdesatın taşınmaz maliklerine herhangi bir katkısı bulunmamaktadır. Ekonomik yönden zenginleşme ve fakirleşmenin, satış suretiyle taşınmazdaki ortaklığın giderildiği anda gerçekleştiğinin kabulü gerekir. Daha açık deyişle sebepsiz zenginleşme, satışın yapılıp bedelinin ödendiği tarihte gerçekleşir. Bu durumda, sebepsiz zenginleşmeye dayanan dava hakkı ve zamanaşımının başlangıç tarihi ortaklığın giderilmesine konu taşınmazın, satışının yapılıp bedelinin taşınmaz maliklerine ödendiği tarihte başlar.

Buna göre, somut olayda; öncelikle ortaklığın giderilmesine konu davanın eldeki dosya içine alınarak, taşınmazın satışının yapılıp, bedelinin taşınmaz maliklerine ödendiği tarihin saptanıp, gerekirse satışa ilişkin dosyanın neticelenmesinin beklenmesi, neticesine göre davacının talebi ile ilgili tüm deliller toplanarak bir değerlendirme ve inceleme yapılması, sonucuna göre sebepsiz zenginleşmeye yönelik bir hüküm kurulması gerekirken davanın nitelendirilmesinde hataya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmamıştır.

Davacı vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenle yerinde görüldüğünden usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün, 6100 sayılı HMK’nın Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), taraflarca HUMK’un 388/4. (HMK m. 297/ç) ve HUMK’un 440/1 maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.100,00 TL Avukatlık Ücreti’nin davalılar Nazmiye ve arkadaşlarından alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacı Ahmet’e verilmesine, 25,20 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 03.03.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yazar: Av. Aydoğan TAN

Av. Aydoğan TAN
Hukuk Sokağı kurucusu, editörü. Avukat, arabulucu, hukukçu bilirkişi.

Ayrıca bknz.

İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı Ne Getiriyor? 1 – Arabuluculuk

İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku sistemimizde çok önemli değişiklikler getiren ve 1950 tarihli 5521 sayılı …