Anasayfa / Kaynak / İlama Dayanan Bir Alacak İlamsız Takibe Konu Edilebilir Mi?

İlama Dayanan Bir Alacak İlamsız Takibe Konu Edilebilir Mi?

İLAMA DAYANAN BİR ALACAK İLAMSIZ TAKİBE KONU EDİLEBİLİR Mİ?

İmza edildikten ve mahkeme mührü ile mühürlendikten sonra taraflara verilen mahkeme karar suretlerine ilam denilir (HMK m.301-302). Yazımıza konu ilamlar başta hukuk mahkemelerinden alınmış olan ilamlardır. Ceza mahkemelerinin tazminata ya da yargılama giderlerine ilişkin hüküm fıkraları, idari yargı mercileri tarafından verilmiş tam yargı davalarına ilişkin ilamlar, hakem kararları (HMK m.439/4) da ilam kavramının içindedir. Ayrıca İlam Mahiyetine Haiz Belgeler başlığını taşıyan İİK m.38’de sayılan;

1- Mahkeme huzurunda yapılan sulhlar,

2- Mahkeme huzurunda yapılan kabuller

3- Kayıt ve şart taşımayan para borcu ikrarını içeren re’sen tanzim edilen noter senetleri,

4- İstinaf ve temyiz kefaletnameleri

5- İcra dairesindeki kefaletler de ilam mahiyetinde belgeler olarak kabul edilmiş olup ilamlı icraya ilişkin hükümler çerçevesinde icrası gerçekleştirilecektir.

Yukarıda sayılan ilam ve ilam mahiyetinde belgelerin dışında bazı özel kanunlarda ilam niteliğinde kabul edilen belgeler de mevcuttur:

1- Tüketici Hakem Heyeti Kararları ( 6502 sayılı Tüketici Kanunu m.70/2)

2- Tarım Kredi Kooperatiflerinin kredi ile ilgili alacak senetleri, kağıtları ve her türlü taahhütname ve sözleşmeler (1581 sayılı Tarım ve Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri Kanunu m.12)

3- Avukatlar ile müvekkilleri tarafından birlikte imzalanan uzlaşma tutanakları (1136 sayılı Avukatlık Kanunu m.35/A)

4- Baroların para cezasına veya giderlerin ödenmesine dair olan kararları (1136 sayılı Avukatlık Kanunu m.162)

5- Arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan icra edilebilir şerhli anlaşma belgesi (6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m.18/2)

İlamlı icraya başvuracak alacaklının elinde ilam ya da ilam niteliğinde bir belgenin olması yahut da kanunun ilamların icrasına hükümlerin uygulanacağı hususunda atıf yapması gerekir. Yazımıza konu ilamlar eda hükmü içeren ilamlardır. Tespit hükmü içeren ilamların ilamlı icraya konu edilmesi söz konusu değildir. Tespit hükümlerinin yalnızca yargılama giderlerine ilişkin bölümü ilamlı icraya konu edilebilir.

Yukarıda detaylıca açıkladığımız nitelikte bir ilamı ya da ilam mahiyetindeki belgeyi elinde bulunduran alacaklı ilamlı icra takibi yapmayarak genel haciz yoluyla ilamsız takip yapabilir mi? Gerek İcra İflas Kanunu’nda gerekse diğer kanunlarda bunu engelleyen herhangi bir hüküm mevcut değildir. Aslında ilama müstenit belgeye sahip alacaklının ilamsız takip yapması daha masraflı bir yoldur. Zira ilamlı icrada yalnızca maktu başvurma harcını yatıracakken ilamsız icra yolunu seçmekle hem başvurma harcı hem de takip konusu alacak ve (talep edilmiş ise) işlemiş faizinin toplamı üzerinden peşin harç yatırmak durumunda kalacaktır (492 sayılı Harçlar Kanunu m.29). Her ne kadar alacaklı ilk başta bu harçları kendi yatırıyor olsa da daha sonra bu harçları haksızlık durumuna göre taraflardan biri üstlenecektir.

İlamsız icranın daha masraflı bir yol olmasından başka borçlu ilamsız icra takibine ödeme emrinin tebliğinden 7 günlük sürede itiraz ederek (İİK m.62) icra takibini durdurabilir (İİK m.66). Ancak burada borçlunun ilam olmasına rağmen borcuna itiraz etmesi olağan bir yol değildir. Zira mahkeme kararı ile borçlu olduğuna hükmedilen bir borçlunun borca itiraz etmesi mümkün değildir. Meğer ki borçlunun buna rağmen itiraz ettiğini düşünelim bu halde borçlu elbette kötüniyetli itiraz etmiş olacaktır. İİK m.67 çerçevesinde açılacak bir itirazın iptali davası neticesinde borçlu aleyhine alacağın %20’den aşağı olmayacak icra inkar tazminatına hükmedileceği gibi ayrıca vekalet ücreti ve diğer yargılama giderlerine de mahkum olacaktır. Her ne kadar borçlu kötüniyetli olarak takibe itiraz etmiş olsa da aslında alacaklı da kötü niyetli olarak elinde ilamlı icra gibi daha pratik ve masrafsız bir yol varken bu yolu kullanmamaktadır.

Yargıtay’ın bu konuda vermiş olduğu kararlar da değişiklik arz etmektedir. Nitekim Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 25.10.2015 Tarih, 2005/16562 Esas ve 2005/20786 Karar sayılı kararında:

“Alacaklı para alacağı içinde ilamsız takibe  başvurmadan dava açıp alacağını ilamda hüküm altına aldıktan  sonra bu ilamı icraya koyabilir. Fakat  alacaklı  para alacağının tahsilini sağlamak için ilam  almış  olsa bile ilamla veya ilamsız  icra yollarından birini  SEÇMEKTE SERBESTTİR. İlamsız takip yolunun seçilmiş olması borçlu lehine bir işlemdir.(İtiraz üzerine takibin durması gibi….)” denilerek burada alacaklıyı sınırlayan bir kanun hükmü olmadığından alacaklının seçim hakkı olduğu görüşünü benimsemiştir.

Yine Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 30.05.2013 Tarih, 2013/11616 Esas ve 2013/20162 Karar sayılı kararında:

“İcra İflas Kanunu’nun 32 nci maddesi uyarınca, alacaklı tarafından para borcuna veya teminat verilmesine dair ilam icra dairesine verilince icra memuru borçluya bir icra emri tebliğ eder. Yasanın bu hükmü emredici nitelikte olup, icra memurunun aksi yöndeki işlemleri kamu düzenine aykırılık oluşturacağından, süresiz şikayete tabi olacağı gibi hakim tarafından da resen gözetmelidir.                                                     

Alacaklının takip talebine eklediği belgenin para borcuna veya teminat verilmesine dair ilam olması halinde icra memurunun borçluya örnek 4-5 nolu icra emri tebliğ etmesi yasal zorunluluktur. Alacaklının talebi üzerine ya da kendiliğinden ilamsız icra takiplerine ilişkin ödeme emri göndermesi açıkça yasanın emredici hükmüne aykırı olacaktır.

Pek tabidir ki elinde ilam olan bir alacaklının ilama dayalı olarak ilamsız icra takibi yapması da hayatın olağan akışıyla bağdaşmayacaktır. Nitekim ilamlı icra takibinde borçlunun itirazı takibi durdurmayacağı gibi itfa ve imhal itirazlarının ispatı ancak “yetkili mercilerce re’sen yapılmış veya usulüne göre tasdik edilmiş yahut icra dairesinde veya tetkik merciinde veya mahkeme önünde ikrar olunmuş senetle” (İİK. m. 33) mümkün olacaktır. Halbuki ilamsız icra takibinde itiraz üzerine takip duracak ve alacaklının itirazın kaldırılması için icra mahkemesine başvurarak olumlu karar alması gerekecektir. Yine ilamlı icra takibini alacaklı istediği icra dairesinde yapabilecekken(İİK. m.34), ilamsız icra takibinde genel yetki kurallarına göre (İİK. m.50) takip yapması gerekecektir.

O zaman elinde ilam olan bir alacaklı bu kadar avantajlar var iken neden ilamsız icrayı tercih eder? Burada ilk akla gelen ilamlı icra takiplerinde uygulanan İİK.nun 36 ncı maddesini bir diğer anlatımla borçlunun icranın geri bırakılması kararı alarak takibi durdurmasını bertaraf etmek olabilir. Bir diğer neden de ilamın bozulması halinde takibin durmasının ve sonrasında alacağın olmadığı ya da daha az olduğunun ilamla belirlenmesi halinde icranın iadesinin yolunu kapatmak olarak düşünülebilir (İİK. m 40). İcra ve İflas Kanunu’nda hüküm bulunmayan hallerde bu kanuna aykırı düşmediği ölçüde genel nitelikte olan Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun hükümlerinin icra takipleri hakkında da uygulanması gerekir. 6100 sayılı HMK’nun 29/1 inci maddesine göre ise taraflar, dürüstlük kuralına uygun davranmak zorundadırlar. Buna göre elinde ilam olan bir alacaklının ilamlı icra takibi yapmak yerine ilamsız icra takibi yapmasının anılan maddede düzenlenen dürüstlük kuralıyla bağdaşmayacağı muhakkakır.

Kaldı ki mahkemeye başvurup alacağını ilama bağlayan bir kişinin ilamlı takip yapmak yerine ilamsız takibi tercih etmek suretiyle borçlunun yapabileceği itiraz üzerine yeniden itirazın kaldırılması ya da iptali amacıyla mahkemeye başvurması ve bu şekilde Devletin yargı organlarının gereksiz şekilde meşgul edilmesi anlamına da geleceğinden kabulü mümkün değildir.

Şu hale göre alacaklının para borcuna veya teminat verilmesine dair ilama dayalı olarak ilamsız icra takibi yapması en başta İİK.nun 32 nci maddesi amir hükmüne aykırılık teşkil edeceği gibi, dürüstlük kuralı ile de bağdaşmayacağından hukuk düzeni tarafından korunamaz. Bu doğrultuda, Dairemizin yeni oluşan içtihatlarıyla ilama dayalı olarak ilamsız icra takibi yapılamayacağı sonucuna varılmıştır.

O halde ilama dayalı olarak ilamsız icra takibi yapılamayacağından, mahkemece bu hususun re’sen nazara alınarak alacaklının itirazın kaldırılması isteminin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde istemin kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.” denilmek suretiyle isabetle eski görüşünü değiştirdiğini ifade etmiştir. Görüşünün temelinde de kötüniyetli takiplerin yapılmaması, dürüstlük kuralı ve yargının gereksiz yere uğraştırılmaması yatmaktadır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin bu yöndeki kararlarının artık ilke halini aldığını söyleyebiliriz. Nitekim 03.04.2014 Tarih ve 2015/8901-8474 sayılı yakın tarihli kararında:

“İİK.nun 32.maddesi nazara alındığında alacaklının takip talebine eklediği belgenin para borcuna veya teminat verilmesine dair ilam olması halinde icra memurunun borçluya örnek 4-5 nolu icra emri tebliğ etmesi yasal zorunluluktur. Alacaklının talebi üzerine ya da kendiliğinden genel haciz yoluyla takibe ilişkin ödeme emri göndermesi açıkça yasanın emredici hükmüne aykırı olacaktır..

…Yasa hükümleri ile Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre ilama dayalı olarak ilamsız takip yapılamayacağından, ilamda yer alan alacak kalemlerinin ilamsız takibe konulması mümkün değildir.” diyerek artık bu yöndeki görüşünün pekiştiğini göstermiştir.

Her ne kadar 8. ve 12. Hukuk Dairesi (2012 senesinden sonra görüş değişikliğine giderek) ilamlı icra takibi imkanı olan alacaklının ilamsız takip yapması halinde olumsuz kararlar veriyor olsa da Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 9. Hukuk Dairesi ve 13. Hukuk Dairesi ise “Para alacaklarının cebri icra yoluyla tahsilinde alacaklının elinde herhangi bir belge bulunmasının yeterli görüldüğü, elinde ilam veya ilam niteliğinde bir belge bulunan alacaklının ilamsız icra takibi yapmasını engelleyen yasal bir düzenlemenin bulunmadığı; alacaklının kendisi için daha avantajlı olan ilamlı takip yapmak yerine avantajlı olmayan ilamsız takip yoluna başvurmasının salt icra inkar tazminatı alabilmek amacıyla bu yola gittiğinin kabulüne hukuken olanak bulunmadığı, öte yandan borca haksız şekilde itiraz ettiği tartışmasız olan borçlunun da talep halinde inkar tazminatına mahkum edileceğini bilebilecek durumda bulunduğunun açık olduğu vurgulanarak ilama bağlanmış para alacakları için ilamsız takip yapılabileceği” görüşündedir.

Bu içtihat farklılıklarının ortadan kaldırılması için 17.03.2017 tarihinde Yargıtay Büyük Genel Kurulu toplanmışsa da 2014/1 Esas ve 2017/2 Karar sayılı kararı ile “İlamların genel haciz yoluyla ilamsız takibe konu edilip edilmeyeceği hususunda içtihatların birleştirilmesi isteminin incelenmesi görevinin Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kuruluna ait olduğu anlaşılmakla, evrakın adı geçen Kurula gönderilmesine” oyçokluğu ile karar verilmiştir. Dolayısıyla Özel Daireler ve Özel Daireler ile Hukuk Genel Kurulu arasındaki içtihat ayrılığını giderme görevi Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’na bırakılmıştır.

Yargıtay dairelerinin iş bölümüne ilişkin olarak toplanan Yargıtay Büyük Genel Kurulu 20/01/2017 tarih ve 1 sayılı kararı ile “2004 sayılı İİK’nın 24 vd. maddelerinde düzenlenen ilamların icrası yolu ile yapılan takiplerle ilgili itiraz ve şikâyetler üzerine İcra Mahkemesince verilen hüküm ve kararlar”ı inceleme görevi Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’ne, “2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu uyarınca yapılan icra ve iflas takiplerinden kaynaklanan şikâyet, itiraz ve itirazın kaldırılması talepleri hakkında İcra Mahkemelerince verilen hüküm ve kararlar”ı inceleme görevi ise Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’ne vermiştir. Dolayısıyla ilama dayanan bir belgenin ilamsız icra takibine konu edilmesi halinde şikayet üzerine verilen kararları bahse konu iki daire inceleyeceğinden yukarıda açıklanan sebeplerle takibin iptali yönünde karar verileceği kuşkusuzdur. Bu husustaki içtihat ayrılıklarının en kısa zamanda giderilerek yargı kararlarında birlik sağlanması temennisi ile…

                                                                                                                     Av. Feyyaz Talha Karagül                                                                                                                                    (Konya Barosu)

Yazar: Av. Feyyaz Talha KARAGÜL

  • Uğur Öztürk

    mrb avukat bey acil yardımınıza ıhtıyacım var . 2015 yılında annem taksıtlı alısverıs yapmıs. fakat odemelerde aksama olmus. magaza en sonunda kendı belırledıgı sozlesmedekı aylık vade farkını koyup daha sonra avukata devretmıs. bu alısverıs 2 adet farklı turden olusmaktadır . bırının kalan borcu 700 tl gıbı dıgerı ıse 500 tl gıbı borcu kalmıs. yannı 1200 tl. avukat ıse ıcra mahkemesıne İLAMSIZ takip olarak bıldırım yapmıs . mahkeme den evımıze ıse dosyalar gelıp agabeyıme ımzalattırılmıs. borclu olan annem ? ve agabeyımın okuma yazması yok ? davanın acılıs tarıhı 2015. ve suan heralde magaza avukata dosyaları verırken buyuk ıhtımal borca aıt senet olabıldıgını dusunuyorum ? fakat bızde ise senet vs tarzda bu tur evraklar yok .yani kanıtımız yok. fakat magazadan kalan borca ait senet yada odenmıs senetler istedım ve tum dosyalar avukata gıttı dıyor. 17.10.2017 tarıhı ile ilamsız icraa takipi devam ediyor. ilamsız takipe itiraz etmek istiyorum fakat 7 gun sure varmıs ? aradan 2 yıl geçmiş. ve suan yaklasık 1200 1300 tl cıvarlarında olan borc ilansız takipte oldugu için faiz işliyormuş ve ayrı ayrı acılan bu dosyalara toplam genel 4200 tl olmus 700 tl olan bır dosya 2015 te acılan dava ile 2900 3000 tl olmuş 500 tl olan dıger dosya ise 1200 tl cıvarında oldugu bana soylenıldı. bu avukatlık burosunda calısan avukatın personelınden aldıgım cevap. fakat size indirim yapabılırız dıyor .1000tlye kdr . buda suan ilamsız icra takıpı devam edıyormus faız ıslıyormus o yuzden bu gune ozel dedı 🙂 benım sımdı sırasıyla yapmam gerekenler nedır lutfen yardım edın bana. kolay gelsin.