Anasayfa / İçtihatlar / Karar İncelemesi: Ücretsiz Olması Gereken Ameliyat Nedeniyle Para Alınmasının Rüşvet, İrtikap ve Görevde Yetkiyi Kötüye Kullanma Suçlarından Hangisini Oluşturacağı

Karar İncelemesi: Ücretsiz Olması Gereken Ameliyat Nedeniyle Para Alınmasının Rüşvet, İrtikap ve Görevde Yetkiyi Kötüye Kullanma Suçlarından Hangisini Oluşturacağı

SOSYAL SİGORTALAR KURUMU HASTANESİNDEKİ GÖREVİ GEREĞİ HASTAYI ÜCRETSİZ AMELİYAT ETMEK ZORUNDA OLAN DOKTORUN AMELİYAT KARŞILIĞI PARA ALMASININ RÜŞVET, İRTİKÂP VE GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇLARINDAN HANGİSİNİ OLUŞTURACAĞI

Abdullah Selim BABAOĞLU*

 I. OLAY

Sanık C. K. doktor olarak T. Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) Bölge Hastanesi’nde görev yapmaktadır, aynı zamanda sanığın özel muayenehanesi bulunmaktadır. İ. K. isimli bir şahıs bu hastanede göz ameliyatı olmuş; ancak sanığın tedavi karşılığında kendisinden para talep ettiğini, bu parayı vermesi karşılığında ameliyat edildiğini, ameliyat sonrasında erken taburcu edildiğini, henüz iyileşmediğini belirterek Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’na 17.12.1999 tarihinde ve T. SSK Bölge Hastanesi’ne 22.07.1999 ve 13.10.1999 tarihlerinde sanık hakkında şikâyette bulunmuştur. Bunun üzerine bakanın talimatı ile yapılan teftişte İ.K. ile birlikte 5 kişinin daha aynı şekilde sanık tarafından para talep edilerek ameliyat edildiği tespit edilmiştir. Bunlardan bir tanesi de M. G.’dir. Sosyal güvence altında bulunan M.G., 08.06.1999 tarihinde T. SSK Bölge Hastanesi’nde muayene olmuştur. Kendisine sanık Doktor C. K. tarafından göz ameliyatı olması gerektiği söylenmiştir. Ameliyatı yaptıktan sonrada sanığın, mağdur M. G.’den 30.000.000 TL alındığı; bu olaya tanık Ü. G.’nin şahit olduğundan bahisle 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (Eski TCK) 209/2. maddesi uyarınca cezalandırılması için açılan kamu davası sonunda T. Ağır Ceza Mahkemesince sanık hakkında atılı suçlamaya yeterli kanıt bulunmadığından ötürü beraat kararı verilmiştir. Bu kararın temyizi ile birlikte inceleme yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesi yerel mahkemenin kararını bozmuştur. Bunun üzerine yerel mahkeme mağdur M. G. ile ilgili olarak beraat kararında ısrar ederken geri kalan kısmı hakkında araştırma yapıp Yargıtay 5. Ceza Dairesinin kararına uyarak beraat kararı vermiştir. Bu hükmünde temyizi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kısmen onama kısmen bozma talepli olarak dosyayı birinci Başkanlığa göndermiştir. En nihayetinde Yargıtay Genel Kurulu incelemeyi, yerel mahkemece özel daire bozma kararının bir kısmına uyulup, bir kısmında ısrar edilmiş olduğundan, sanık C. K.’nın M. G.’ye karşı eyleminden verilen hükme özgü olarak yapmıştır. İnceleme sonunda Yargıtay Genel Kurulu sanığın, mağdur M. G. yönünden eyleminin hem olayın vuku bulduğu dönemde yürürlükte olan Eski TCK bakımından hem de daha sonra yürürlüğe giren 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu (Yeni TCK) bakımından görevde yetkiyi kötüye kullanma (görevi kötüye kullanma) suçunu oluşturduğu kanaatine varmıştır. [1]

II, HUKUKİ SORUN

Sosyal Sigortalar Hastanesi’nde görevli doktorun yaptığı ameliyat karşılığı kendi adına para almasının olay tarihinde yürürlükte olan Eski TCK ve daha sonra yürürlüğe giren Yeni TCK bakımından herhangi bir suç oluşturup oluşturmadığı merciler arasında tartışma konusu olmuştur.

III. YARARLANILAN KAYNAKLAR

  • 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 209, 211, 212, 240, 279, maddeleri ile 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 205, 257 maddeleri
  • Yargıtay Kararları
  • Başta Erkal Evliyaoğlu’nun “Eski ve Yeni Türk Ceza Kanununa Göre Kamu Görevlileri ile İlgili Suçlar Örneklerle Açıklamalı Karşılaştırmalı ve İçtihatlı, Ankara, 2012” eseri olmak üzere çeşitli kaynaklar ve doktrin görüşleri.

IV. MERCİLERİN GÖRŞLERİ

a. Birinci Görüş: Sanık hakkında M. G. yönünden işlediği iddia edilen suçun yeterli delil bulunmadığından beraatına karar verilmesidir:

Bu görüşü sadece yerel mahkeme savunmaktadır. Bunun dışında karardan öğrendiğimiz kadarı ile başka bir merci mağdur M.G. yönünden delil yetersizliğini savunmamıştır.

b. İkinci Görüş: Sanığın eyleminin rüşvet suçunu oluşturduğudur:

Bu görüşte olan ise Yargıtay 5. Ceza Dairesi’dir. Buna göre Sanık C. K., mağdur M. G.’yi hastanede ameliyat etmesine karşılık mağdurdan 30.000.000 TL para almasının kesin olarak rüşvet suçunu oluşturduğu kanaatindedir. Özel dairenin herhangi bir şekilde delil tartışmasına girip girmediği konusunda incelediğimiz Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında bir ibare bulunmamaktadır.

c. Üçüncü Görüş: Sanığın, mağdur M. G.’ye yönelik eyleminin gerek suç tarihinde yürürlükte olan Eski TCK’nın 240. maddesi uyarınca gerekse de sonradan yürürlüğe giren Yeni TCK’nın 257. maddesinde tanımlanan görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu yönündedir.

Yerel mahkemenin mağdur M.G. hakkındaki beraat kararı ile direnmesi üzerine dosyada inceleme yapan Yargıtay Ceza Genel Kurulu yerel mahkemenin ve Yargıtay 5. Ceza Dairesinin kararlarını tartışmıştır. Mağdurun T. Sosyal Sigortalar Hastanesinde ameliyat edilmesinden sonra sanık Dr. C. K.’nin özel muayenesinde muayene olduğuna dair herhangi bir delil bulunmamıştır; ancak sanığın mağdurdan 30.000.000 TL almasını sabit görmüştür. Ameliyat öncesinde sanık ile mağdur arasında herhangi bir anlaşma olmadığından eylemin rüşvet suçunu oluşturmadığını keza icbara varan herhangi bir tehdidin bulunmadığından bahisle irtikâp suçunun da oluşmadığı karar da belirtilmiştir. Bütün bunları değerlendirdikten sonra Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında, eylemin hem Eski TCK’nın 240. maddesi uyarınca hem de daha sonra yürürlüğe giren Yeni TCK’nın 257. maddesi uyarınca görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu (görevi kötüye kullanma) oluşturduğuna hükmetmiştir. Bu suç açısından dava zamanaşımının dolup dolmadığı hususunu belirlemeyi yerel mahkemeye bırakmıştır.

V. GÖRÜŞÜMÜZ

İzah ettiğimiz üzere merciler arasında sanığın eyleminin suç oluşturup oluşturmadığı ve hangi suçu oluşturduğu bakımlarından görüş ayrılığı meydana gelmiştir. Bu sebepten ötürü sanığın T. Sosyal Sigortalar Hastanesinde yaptığı ameliyat karşılığında para aldığı eylemini sabit gördüğümüzü belirtmek isteriz. Kararda tanık beyanı dışında herhangi bir başka delile rastlanmamıştır. Her ne kadar yerel ceza mahkemesi yeterli delil olmadığından ötürü sanık hakkında beraat kararı verse de Yargıtay Ceza Genel Kurulu delil tartışmasına girmemiş; ameliyat karşılığı para alınması eylemini sabit görmüştür. Buna ilaveten kararda mağdurun, sanığın özel muayenehanesinde muayene olduğuna ve ameliyat karşılığı parayı orada verdiğine dair bir delil olmadığı da sabit kabul etmekteyiz.

O halde, biz de Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kararına bağlı kalarak olayın; mağdurun, sanığın doktor olarak görev yaptığı T. SSK Hastanesinde sanık tarafından ameliyat edildiği, bu ameliyat karşılığı olarak sanığa 30.000.000 TL para verdiği şeklinde gerçekleştiğini varsayıyoruz. Bu eylemin dosyadaki diğer ifadeler ışığında suç oluşturup oluşturmadığı ve kararda tartışılan rüşvet, irtikâp, görevi kötüye kullanma suçlarından hangi suçu oluşturduğu bakımından inceleme yapacağız.

Öncelikle Sosyal Sigortalar Hastanelerinin hukuki arka planına dikkat etmekte fayda vardır. Zira kararda mağdurun sosyal güvenceye sahip olduğu bir takım sağlık yardımlarına hakkı bulunduğu yönünde merciler arası hiçbir tartışma bulunmamaktadır. Ancak mağdurun sigortalı mı yoksa eş yardımı mı aldığına dair herhangi bir bilgi mevcut değildir. Biz incelememizde olayın vuku bulduğu tarihte yürürlükte olan 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve 4792 Sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu çerçevesinde mağdurun sağlık yardımından yararlanmaya hakkı olduğunu varsayıyoruz. Keza aynı mevzuat gereği söz konusu sosyal sigorta hastanesinde görev yapan doktorun görevini hastadan herhangi bir para almadan yapması gerektiğini vurgulayarak bu kısımları merciler arasında tartışma konusu olmadığı için kısaca izah ederek geçiyoruz.

Ancak sosyal sigortalar hastanesinde çalışan doktorun görev ve sıfatı olayın vuku bulduğu tarihte yürürlükte olan Eski TCK ve yargılama devam ederken yürürlüğe giren Yeni TCK bakımından önemlidir. Tartışma konusu olan irtikâp, rüşvet ve görevi kötüye kullanma suçları kamu görevlilerine özgü suçlardır. O halde her iki ceza kanunu açısında kamu görevlisi (memur) yanında, bu kanunların uygulaması bakımından memur ya da kamu görevlisi sayılma kavramlarının kısaca izahına ihtiyaç vardır.

Eski TCK 279. maddesinde kamu görevlisinin (memurun) ve ikinci fıkrasında ise kamu hizmetinin tanımı yapılmıştır. Kamu hizmeti görenlerin de kamu görevlisi (memur) gibi cezalandırılması düşünülmüş ve Eski TCK’nın 279. Maddesinin ikinci fıkrası 1936 yılında 3038 sayılı kanun ile yapılan değişiklikle bu düşünce yerine getirilmeye çalışılmıştır. Ancak zimmet, rüşvet v.s. suçlarda memur ibaresinin yanı sıra kamu hizmeti ile görevli kimse ibaresi kullanılmamış; bunun yerine hizmet kurumlarının kuruluş kanunlarında “…memur sayılır.” ya da “…memur gibi cezalandırılır.” gibi ifadeler kullanılmıştır.[2] Olayın vuku bulduğu dönemde yürürlükte olan 4792 Sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’nu gereği T. SSK Bölge Hastanesinde görev yapan doktorun irtikâp, rüşvet ve görevi kötüye kullanma suçlarından yargılanabilmesi için bu kanun gereğidir. Zira 4792 Sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu 7. maddesi uyarınca Türk Ceza Kanunu’nun uygulanması bakımından memur sayılmaktadır. Eski TCK sisteminde sanık doktorun durumu kısaca kendi özel kanununa göre memur sayıldığından ötürü bu suçlar bakımından fail olabilmektedir.

Daha sonra yürürlüğe giren Yeni TCK’da ise kamu görevlisi tanımı 6. maddede yapılmıştır. Eski TCK sisteminde kuruluşların özel kanunları uyarınca Türk Ceza Kanunu’nun uygulanması bakımından “…memur.” ya da “…memur gibi cezalandırılır.” gibi hükümlerin Yeni TCK dönemindeki akıbetine baktığımızda ise özel kanunlardaki bu gibi yollamaların 5252 Sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 3. Maddesi uyarınca geçerliliğini koruduğu ortadadır. Keza 06.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4958 Sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’nun 17/7. maddesi uyarınca da kurumun memur ve hizmetlileri Türk Ceza Kanunu uygulamasında devlet memuru sayılacağı hükme bağlanmıştır.[3]

Yargıtay’ın Sosyal Sigortalar Hastanelerinde çalışan doktorlarla ilgili olarak benzer olaylardaki değerlendirmelerini de sunmak istiyoruz. Yargıtay 5. Ceza Dairesi 04.10.1995 tarihli bir kararında SSK Hastanesinde doktor olan sanığı 4792 Sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’nun 7. maddesinin E. TCK’ya yaptığı yollama neticesinde Türk Ceza Kanunu uygulamasında devlet memuru sayılacağına hükmetmiştir.[4] Yine Yargıtay 5. Ceza Dairesi 31.05.2000 tarihli bir diğer kararında İ. SSK Hastanesinde görevli doktor sanığın icbar suretiyle irtikâp suçunu işlediğine hükmetmiştir.[5]

O halde hem Eski TCK bakımından hem Yeni TCK bakımından hem de Yargıtay kararları bakımından incelediğimiz karardaki sanığın Türk Ceza Kanununun uygulanması bakımından memur sayılacağı hususunda herhangi bir şüphe bulunmamaktadır.

Şimdi ise merciler arasında tartışma konusu olmuş suçları ayırt edici özellikleri bakımından hem Eski TCK kapsamında hem de Yeni TCK kapsamında inceleyerek doktor sanığın gerçekleştirdiği ameliyat karşılığı aldığı 30.000.000 TL’nin hangi suçu oluşturduğunu tespit edeceğiz.

a) Eski ve Yeni TCK’da İrtikâp Suçu

Eski TCK’da irtikâp suçu 209. maddede düzenlenmiştir. Madde metni şöyledir;

“Madde 209 – (DEĞİŞİK MADDE RGT: 29.11.1990 RG NO: 20710 KANUN NO: 3679/9)

Memuriyet sıfatını veya görevini kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına haksız olarak para verilmesine veya sair menfaatler sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına, bir kimseyi icbar eden memura altı yıldan az olmamak üzere ağır hapis cezası verilir.

Yukarıdaki fıkrada yazılı cürüm, ikna suretiyle işlenirse faile dört yıldan altı yıla kadar ağır hapis cezası verilir.

Memur Kanunen almaması gereken bir şeyi diğerinin hatasından yararlanarak almış bulunursa iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir.”

Bu suç memuriyet görevini kötüye kullanmanın özel şekli olup korunmak istenen temel amaç devletin itibarı ve toplumun kamu görevlisine olan güvenidir.[6] Ayrıca kamu görevlisinin görevleri dolayısı ile elde ettikleri üstünlük ve gücü kişilere karşı kullanmalarının önüne geçilmek istenmiştir.[7] Madde metninden de anlaşılacağı üzere bu suçun faili memurdur; ancak yukarıda da izah ettiğimiz üzere SSK Hastanelerinde görev yapan doktorlar da ceza kanununun uygulanması bakımından memur sayılmaktadırlar. Suçun diğer bir kısım unsurları ise memuriyet sıfatının veya görevinin kötüye kullanılması ve böylelikle kendisine ya da bir başkasına haksız olarak para ya da sair menfaat temin edilmesi veya vaatte bulunulmasının sağlanmasıdır.

Eski TCK’nın 209. maddesi kapsamında irtikâp suçu; icbar suretiyle, ikna suretiyle ya da hatadan yararlanmak suretiyle işlenebilen bir suçtur. İcbar etmek sureti ile irtikâp suçunun işlenmesi, mağdurun iradesinin baskı altında tutmaya yönelik doğrudan ya da dolaylı her türlü hareketin yapılması anlamına gelmektedir.[8]

İkna etmek suretiyle irtikâp; yalan, hile ve aldatıcı her türlü yolla mağdurun ikna edilmesi şeklinde gerçekleşmektedir. İcbar ile ikna arasındaki fark ise; icbarda kişi vermek zorunda olmadığını bildiği halde manevi bir cebirle parayı verirken,  iknada kişiden bir miktar para ya da menfaatin inandırılarak hukuka aykırı olduğunu bilmeden parayı vermesinin sağlanmasıdır. Hatadan yararlanma suretiyle irtikâp suçunda ise fail herhangi bir manevi cebir ya da inandırma yoluna gitmemektedir. Mağdurun hata ile para vermesi ya da menfaat temin etmesi ve failin mağduru uyarmak yerine parayı alması ya da menfaatten yararlanması söz konusudur. [9]

İrtikâp suçu Yeni TCK’da ise 250. madde de şu şekilde düzenlenmiştir;

“MADDE 250 – (DEĞİŞİK FIKRA RGT: 05.07.2012 RG NO: 28344 KANUN NO: 6352/86)

(1) Görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar eden kamu görevlisi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kamu görevlisinin haksız tutum ve davranışları karşısında, kişinin haklı bir işinin gereği gibi, hiç veya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendisini mecbur hissederek, kamu görevlisine veya yönlendireceği kişiye menfaat temin etmiş olması halinde, icbarın varlığı kabul edilir.

(2) Görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla, kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi ikna eden kamu görevlisi, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (AĞIR CEZA MAHK.)

(3) İkinci fıkrada tanımlanan suçun kişinin hatasından yararlanarak işlenmiş olması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (ASLİYE CEZA MAHK.)

(EKLENMİŞ FIKRA RGT: 05.07.2012 RG NO: 28344 KANUN NO: 6352/86)

(4) İrtikap edilen menfaatin değeri ve mağdurun ekonomik durumu göz önünde bulundurularak, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir.”

Görüldüğü üzere Eski TCK ile Yeni TCK arasında irtikâp suçunun unsurları bakımından bir takım farklar bulunmaktadır. Her şeyden önce “haksız” kavramı yeni kanunda bulunmamaktadır. Dolayısı ile haklı bir alacağını irtikâbın kanundaki tanımına uyan biçimde tahsil eden kamu görevlisi de bu suç işlemiş olacaktır. Keza Yeni TCK’da “yarar” kavramı getirilerek bu sağlanan faydanın kapsamı daha da genişletilmek hedeflenmiştir.[10] Bütün bunlarla birlikte Eski TCK’da olduğu gibi Yeni TCK’da da irtikâp suçu icbar, ikna ve hatadan yararlanma şekillerinde işlenebilmektedir.

İnceleme konumuz kararda ise doktor sanığın hastayı T. SSK Bölge Hastanesinde ameliyat etmesi karşılığında para almak amacı ile manevi olarak cebir uyguladığına ya da ikna ettiğine dair herhangi bir ifade ya da delil bulunmamaktadır. Dolayısı ile her iki kanun açısından irtikâp düzeyine ulaşmış bir eylem bulunmadığı kanaatindeyiz.

b) Eski ve Yeni TCK’da Rüşvet Alma Suçu

Eski TCK’nın 211. maddesinde rüşvetin tanımı yapılmış ve 212. Maddesinde ise rüşvet alma suçunun tanımı yapılmıştır. Rüşvetin suç olarak kabul edilmesi ile kamu yönetiminde tarafsızlık, dürüstlük, sadakat ilkelerinin uygulanması sağlamak buna bağlı olarak kamu yönetiminin itibarının zedelenmesini önlemek gibi değerlerin korunması hedeflenmiştir.[11]Eski TCK’nın 212. maddesinde rüşvet alma suçu şu şekilde düzenlenmiştir;

“Madde 212 – (DEĞİŞİK MADDE RGT: 29.11.1990 RG NO: 20710 KANUN NO: 3679/11)

Kanun ve nizam hükümlerine göre yapmak zorunda olduğu şeyi yapmak veya yapmamak zorunda olduğu şeyi yapmamak için rüşvet alan veya bir vaat veya taahhüt kabul eden kimseye dört yıldan on yıla kadar ağır hapis cezası verilir.

Cürmün, yapılması gereken işin yapılmaması veya yapılmaması gereken işin yapılması için işlenmesi halinde faile beş yıldan oniki yıla kadar ağır hapis cezası verilir.

Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hallerde, memurun mensup olduğu dairenin ilgili bulunduğu sözleşme veya taahhütlere girişilmiş veya memuriyet, maaş, nişan veya sair rütbe, derece veya kademeler verilmiş veya kanun ve nizama aykırılık veya hakkı ihlal eden bir hal meydana gelmiş ise faile altı yıldan onbeş yıla kadar ağır hapis cezası verilir.

Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hallerde faile ayrıca, aldığı para ile sağladığı her türlü menfaat veya vaat veya taahhüt olunan her türlü menfaatlerin miktar veya değerinin beş misli ağır para cezası verilir.”

O halde rüşvetin konusu eylem memurun kanun ve yönetmeliklere göre görevine giren; yapmak zorunda olduğu şeyi yapmak veya yapmamak, yapmamak zorunda olduğu şeyi yapmak veya yapmamak, görevi gereği alıp sattıkları veya ihale ettikleri taşınır taşınmaz malların gerçek değerleri ile verilip alınan değer arasında fahiş farkın bulunmasıdır.[12]

Yine rüşvet alanın memur olması ya da Türk Ceza Kanunu uygulaması bakımından memur gibi cezalandırılması gerekmektedir. Bunun dışında rüşvet suçunun ise rüşvet alan ile rüşvet veren arasında rüşvet anlaşmasının olması ve bu anlaşma neticesinde para verilmesi veya vaadin ya da taahhüdün kabul edilmesi gerekir.[13]

 Rüşvet alma suçu Yeni TCK’da ise 257/3 Maddede düzenlenmiştir, daha sonra bu kısım 02.07.2012 tarihli 6352 Sayılı Kanunun 105. maddesi ile ilga edilmiştir. M��lga kısım şöyledir;

“…(3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.”

Her iki ceza kanunundaki maddelere dikkat edildiğinde görülecektir ki, Eski TCK’daki kamu görevlisinin görevine uygun olarak gerçekleştireceği iş için çıkar sağlaması anlamındaki basit rüşvet suçu (md. 212/1) rüşvet kapsamından çıkarılmıştır. Böyle bir eylem irtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde Yeni TCK’nın 257/3. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacaktır.[14] Yine rüşvet anlaşması bu suç tipinin unsurudur.[15]

Tekrar incelediğimiz karara dönecek olursak sanık doktor ile mağdur arasında herhangi bir rüşvet anlaşmasının varlığını gösterecek delil görülmediği gibi kanun gereği ameliyatı yapmak zorunda olan sanığın bu ameliyatı para karşılığında yapması yani basit rüşvet Yeni TCK kapsamında rüşvet suçu olarak da değerlendirilmemektedir.

c) Eski ve Yeni TCK’da Görevi Kötüye Kullanma Suçu

Görevi kötüye kullanma suçuna gelince Eski TCK’da bu suç 240. Maddede düzenlenmiştir. Madde metni şöyledir;

“Madde 240 – (DEĞİŞİK MADDE RGT: 22.06.1979 RG NO: 16674 KANUN NO: 2248/19)

Yasada yazılı hallerden başka hangi nedenle olursa olsun görevini kötüye kullanan memur derecesine göre bir yıldan üç yıla kadar hapsolunur. Cezayı hafifletici nedenlerin bulunması halinde altı aydan bir yıla kadar hapis ve her iki halde ikibin liradan onbin liraya kadar ağır para cezasiyle cezalandırılır. Ayrıca memuriyetten süreli veya temelli olarak yoksun kılınır.”

Yine bu suçun faili olabilmek için memur olmak ya da Türk Ceza Kanununun uygulanması bakımından memur sayılmak gerekmektedir. Bu eylemin suç sayılması ile korunmak istenen değerler ve amaçlar; kamu yönetiminde disiplinin sağlanması, yönetimde dürüstlük ilkesinin korunması, yönetime güvenirliğin ve yönetimin itibarının sürdürülmesi, kişilerden haksız çıkar elde edilmesinin önüne geçilmek istenmesidir. Görevi kötüye kullanma suçunun maddi unsuru yasada yazılı haller dışında hangi nedenle olursa olsun memurun görevini kötüye kullanmasıdır. Kanunun bu hükmü genel, tamamlayıcı ve tali niteliktedir. Şöyle ki, memurun görevine giren eyleminin ceza kanunun özel suç tiplerinden bir tanesini oluşturması halinde Eski TCK’nın 240. Maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçundan ceza verilmemekte ancak eylem hangi özel suç tipine giriyorsa o suçtan yargılama yapılıp ceza verilmektedir. Rüşvet ve irtikâp suçları da bu anlamda kanunda özel olarak tanımlanmış suç tiplerindendir.[16]

Dolayısı ile incelediğimiz kararda sanığın eyleminin merciler arasında tartışma konusu olan özel suç tiplerinden olmaması halinde görevi kötüye kullanma olarak değerlendirilmesi mümkündür.

Yeni TCK’da ise bu suç 257. maddede düzenlenmiştir;

“MADDE 257 – (1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir (DEĞİŞİK İBARE RGT: 19.12.2010 RG NO: 27790 KANUN NO: 6086/1) menfaat sağlayan kamu görevlisi, (DEĞİŞİK İBARE RGT: 19.12.2010 RG NO: 27790 KANUN NO: 6086/1) altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (ASLİYE CEZA MAHK.)

(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir (DEĞİŞİK İBARE RGT: 19.12.2010 RG NO: 27790 KANUN NO: 6086/1) menfaat sağlayan kamu görevlisi, (DEĞİŞİK İBARE RGT: 19.12.2010 RG NO: 27790 KANUN NO: 6086/1) üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (ASLİYE CEZA MAHK.)
(3) (MÜLGA FIKRA RGT: 05.07.2012 RG NO: 28344 KANUN NO: 6352/105)”

Yeni TCK’da basit rüşvet, görevi kötüye kullanma, görevde keyfi davranma, görevi ihmal suçları bu maddede toplanmıştır. Yine bu suçun faili kamu görevlisidir.[17] Ancak suçun meydana gelmesi bakımından Eski TCK’dan bir takım farkları bulunmaktadır. Her şeyden önce Eski TCK sisteminde norma aykırılık bu suçun oluşması için yeterli iken Yeni TCK sisteminde norma aykırılık yetmemekte buna ilaveten kişilerin mağduriyetine ya da kamunun zararına sebep olunması ya da kişilere haksız kazanç sağlanması gibi seçenekli durumlardan birinin ya da hepsinin oluşması da gerekmektedir.[18]

Tekrar olaya dönmek gerekirse; karardan anlaşıldığı kadarı ile mağdur M. G. ile sanık C.K. arasında herhangi bir rüşvet anlaşmasının olduğuna dair belge veya tanık ifadesi bulunmamaktadır. Keza tarafların ifadelerinden de ameliyat karşılığında bir bedel ödeneceğine dair bir anlaşmanın olmadığı da ortadadır. Dolayısı ile merciler arasında tartışma konusu olan suçlardan rüşvet alma suçunun gerçekleşmediğini düşünüyoruz. Eylemin görevi kötüye kullanma ve irtikâp suçlarından hangisini oluşturduğu hususuna gelecek olursak; eylemin irtikâp suçunu oluşturabilmesi için Eski TCK bakımından menfaat ve para temininin ya da vaatte bulunulması, Yeni TCK bakımından ise yarar sağlanması veya vaatte bulunulmasının icbar, ikna ya da hatadan yaralanma yolu ile oluşması gerekmektedir. Oysaki kararda sanığın, mağduru icbar ederek ya da ikna ederek parayı aldığına yönelik herhangi bir ifade ya da delil bulunmamaktadır. Hatadan yararlanma yoluna gelince; yine kararda mağdurun sosyal güvence altında olduğunu bildiği ve bu konuda hatalı etmediği ortadadır. Şu durumda sanık Doktor C. K.’nın görevi gereği para almadan ameliyatı yapması gerekirken ameliyat sonrasında mağdurdan para alması eylemi yukarıda bahsettiğimiz üzere genel, tali, tamamlayıcı nitelikte olan görevi kötüye kullanma suçunu her iki ceza kanunu bakımından da oluşturduğu kanaatiyle Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kararına katılıyoruz.

Kaynakça

EVLİYAOĞLU, Erkal: Eski ve Yeni Türk Ceza Kanununa Göre Kamu Görevlileri ile İlgili Suçlar Örneklerle Açıklamalı Karşılaştırmalı ve İçtihatlı, Ankara, Adalet Yayınevi, 2012.

GÖKCAN, Hasan Tahsin, ARTUÇ, Mustafa: Kamu Görevlisi ve Özel Soruşturma Usulleri (Memur Yargılaması), 2. bs., Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2008.

ÖZBEK, Veli Özer, KANBUR, Nihat, DOĞAN, Koray, BACAKSIZ, Pınar, TEPE, İlker: Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2010.

 

* Avukat, İstanbul Barosu Üyesi.

[1] Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.10.2007 tarihli, 2007/5-174 Esas, 2007/213 Karar sayılı kararı.

[2] Erkal Evliyaoğlu, Eski ve Yeni Türk Ceza Kanununa Göre Kamu Görevlileri ile İlgili Suçlar Örneklerle Açıklamalı Karşılaştırmalı ve İçtihatlı, Ankara, Adalet Yayınevi, 2012, s. 51.

[3] Hasan Tahsin Gökcan, Mustafa Artuç, Kamu Görevlisi ve Özel Soruşturma Usulleri (Memur Yargılaması), 2. bs., Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2008, s. 225.

[4] Evliyaoğlu, a.g.e., s. 110.

[5] Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 31.05.2000 tarihli, 1999/6734 Esas, 2000/2849 Karar sayılı kararı.

[6] Evliyaoğlu, a.g.e., s. 469.

[7] Veli Özer Özbek, Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2010, s. 985.

[8] Evliyaoğlu, a.g.e., s. 474

[9] A.e., s. 475-476

[10] A.e., s. 485.

[11] A.e., s. 517.

[12] A.e., s. 517.

[13] A.e., s. 521.

[14] A.e., s. 529.

[15] Özbek, Kanbur, Doğan, Bacaksız, Tepe, a.g.e., s. 1009.

[16] Evliyaoğlu, a.g.e., s. 638-640.

[17] A.e., s. 653.

[18] A.e., s. 658.

Yazar: Av. Abdullah Selim BABAOĞLU

Av. Abdullah Selim BABAOĞLU
Avukat, İstanbul Barosu.