Anasayfa / Haber & Güncel / Avukatın Resmi Kılık ve Kıyafeti

Avukatın Resmi Kılık ve Kıyafeti

Geçtiğimiz hafta Anadolu 2.İş mahkemesinde vuku bulan olay sebebiyle gecikmiş de olsa bu yazıyı kaleme almayı kendime vazife bildim. Olay aslında genel çerçeve ile bakıldığında yine ve ne yazık ki kadın bedeni üzerinden oynanan en büyük ilkel silahtan ibaret.

Şöyle ki her resmi makam ve resmi yerlerde olduğu gibi avukatlık gibi kutsal sayılan bir meslekte de kılık kıyafet oldukça mühim ve dikkat edilmesi gerekilen bir konu. Zira bu durum Avukatlık Kanunu md.49’da açıkça ve alenen belirtilmiş. Bu maddede sayılan resmi kılık günlük salaş ve özensiz kıyafetleri elbet kastediyor örneğin yırtık, kirli veya delikli bir kıyafet o duruşmayı ve o makamı kale almadığınızı elbette gösterir kaldı ki bir yaşa gelmiş her insan nerede nasıl davranılıp giyinip kuşanılacağını da elbet bilmeli bu ayrı mevzu, bu demek değildir ki karışılıp burun sokulabilen nokta ne kimsenin etek boyu ne de pantalon şekli, deseni vs olmalıdır.

Söz konusu olayda yaşanılan trajedik durum ise kadın bir meslektaşımın etek boyunun hakim tarafından dile düşürülmesi, hor görülmesi ve sanki bikini ile duruşmaya çıkmış gibi muameleye tabi tutturmak istemesi. Bu işin cabası da ısrarla Avukatlık Kanunu’na aykırı olduğunu ispat etmek üzere fotoğrafının çekilmesini avukatın izni dair olmadan istemesinden ibaret.

Açıkçası hayret etmiyorum en ufak şaşırtma belirtisi dahil gösteremiyorum çünkü ülkedeki ataerkil dayatma adalet sisteminin en temel dilemmalarından biri. Çoğu zaman kadın mağdurdur bu sebeple ‘kadının beyanı esastır’ denilse de ( ki bu da başka bir yazı da tartışma konusudur) aslolan kadın algısının hala uygulanmayan kanunlarımız gibi askıda kalıp anlaşılamaması ve ataerkil zihniyetle yetiştirilen ve kendini eğitemeyen eril kişiler tarafından sindirilememesidir. Kadın her şeyi yaratan bir bireyken nasıl olur da adaletin baş gösterdiği bir yerde kendine yer edinemez? Bu mümkün müdür?

Eğitim sistemimiz öyle felaket bir halde ki artık okumuş veya okumamış bir ayrımından ziyade okumuş ama insan olamamış veya okumuş ama bir halt olamamış insan ayrımı yapmak daha doğru olabilir çünkü malum her sene açılan yepyeni ve isimlerine yetişemediğimiz üniversite sayısına bakılırsa artık memlekette okumayan yok . En basitinden x üniversitesinde işletme okumak artık her babanın harcı. Gel gelelim hal böyleyken insan eğitim sisteminin modernliğini sorgulamakla da haklı çünkü bir erkeğe kadının değerini kadının kutsallığını ilk başta annesi, ailesi daha sonra da okuduğu okuldaki öğretmenler öğretebilmeli. Bir insana kadın- erkek eşitliğini öğretemeyip ataerkil yapıya boyun eğen eğitim sistemi elbet günün birinde dönüp dolaşıp ülkedeki en mühim yapılardan biri olan adalet sistemini de bulacak ve ayağına dolanacaktır.

Erkeklere adam olun demek çok zor çünkü demin saydığım aile, okul durumunu atlayamadıysa olamayacak artık kabullenelim fakat bir kadına değerini anla kendine gel demek inanın daha kolay. Bunu kendini sevip değer veren bir kadın olarak belirtmek istiyorum ki bir kadının değeri bir erkeğin ona bakış açısında asla değildir. Etek boyunun kısalığını eleştiren bir adam sığdır, okumuş ama boşa okumuştur, ataerkil toplum tarafından alkışlanır ama kendine güvenen kendi ayakları üzerinde durup özgürlüklerini bilen bir kadın tarafından asla alkışlanmayacağı gibi sevilip takdir edilmeyecektir. Bir kadının saçından tahrik olabilecek ataerkil yapıdan bahsesiyoruz aslında biz burada ne kadar korkunç ve felaket olduğunu kelimelerle ifade etmek çok güç biliyorum ama bu noktada biz kadınlara düşen görev bu tarz adamlara gerek iş konusunda yani resmiyette gerekse de şahsi yaşantılarında ilişki boyutunda hadlerini bildirmek, prim vermemektir. Ataerkil bir yapıda yaşamaya zorlanmak demek erkeğin buyruğu altında yaşamak, ona itaat etmek, orasına burasına karışılmasına izin vermek veya resmi- gayri resmi algısını ondan öğrenmek en mühimi de kadınlığımızı ve dişiliğimizi onlardan öğrenmek demek ASLA değildir olamaz da.

Kadın erkek fark etmeksizin herkes dilediği şart ve koşullarda yaşamakta özgürken bu tarz insanlara prim vermemek biz kadınların elinde. Tıpkı bu olayın bir çığır gibi büyümesi gibi susmayan, boyun eğmeyen, kendini sevip beğenen ve değer veren, bir erkeğin tasdikine ihtiyaç duymadan yaşayabilen her kadın bir gün bu toplumun ve dolayısıyla adalet sistemimizin asli kurtarıcılarıdır. Böyle kadınlarımızın her birine selamlar olsun!

Yazar: Ece ERGÜNEY

Ece ERGÜNEY
Özyeğin Üniversitesi Hukuk fakültesi mezunu / yasal stajyer

Ayrıca bknz.

Koşucu Davası

19 Nisan 1989’da New York -Central Parkta sonucunda tarihe geçen bir tazminatla adını duyuran koşucu …

X