Anasayfa / Haber & Güncel / Tabii hukuk&pozitif hukuk

Tabii hukuk&pozitif hukuk

Geçen haftalarda adalet hakkımdaki yazımda kısacık bahsedip daha sonra detaylı olarak ele almak istediğim bir konu idi tabii hukuk ve pozitif hukuk. Açıkçası her hukuk felsefesi ve sosyolojisi görmüş olan hukuk öğrencisinin aşina olduğu kavramlar bunlar fakat içselleştirme meselesine gelince pek de aşina olunduğu söylenemez çünkü ne yazık ki bize fakültelerde öğretilen kavramlar salt ezber bilgiler olmaktan öteye geçemiyorlar. En basitinden pozitif hukukun insanlar tarafından yaratılmış hukuk olarak ele alınıp tabii hukuka da doğal ve tanrısal hukuk denilmesi kafalarda sadece soru işareti bırakıp ‘ tamam ya sınavda bunu yazarım olur biter’ demekten ötesine gitmiyor. Hukuk asla ezber bir alan olmasa da ne yazık ki ezberci eğitim sisteminden o da nasibini alıyor.

 

Bu sebeple herkesin bildiği veya az çok kulak misafiri olduğu ezber bilgileri yinelemeye hiç mi hiç niyetim yok. Ben bu yazımda soyut kalan tabii ve pozitif hukuku somutlaştırabilmek amacıyla geçenlerde izlediğim bir filmden örneklerle tartışmak istiyorum. Filmin adı ‘ Doğu Eksperinde Cinayet’. Yazarı ise yine çoğu insanın aşina olduğu en azından adını duyduğu ünlü polisiye yazarı Agatha Christie. Açıkçası film izlediğim en iyi film değildi ama izlerken insani duygularımı ön plana çıkaran ve de beni tabii hukukla pozitif hukuk arasında düşündürmeye iten oldukça vicdan muhasebesi yaptıran bir filmdi diyebilirim. Agatha Christie’nin polisiye yazım tarzında genelde tek bir katil olmuyor nitekim bu filmde de katillerin birden fazla olması ve tüm katillerin aslında tek bir ortak amaçla birleşmesi dikkat çekiyordu.

 

Trende olan herkesin mağduru öldürüp fail haline gelebilmek için ‘haklı’ nedenlere dayanması bu filmi çekici kılan en önemli etkenlerden biri kesinlikle. Hepsi mağdurla çok farklı şekillerde tanışıp aynı amaç doğrultusunda bir araya geliyorlar. Mağdur zamanında hepsine acı çektirmiş hepsinin hayatını bir şekilde karartmış. Mağdurun geçmişte katlettiği küçücük bir çocuk üzerine birleşen hayatların hikayesi diyebiliriz biz buna. Öyle bir şey ki aslında hem herkes suçlu hem herkes masum. En az masum olan elbet en sonunda örgütlü bir şekilde öldürülen eski fail yeni mağdur fakat insanların yaşama hakkına baktığımızda o noktada iğrendiğimiz bir insan bile hukuken yani pozitif hukuka göre masum hale gelebiliyor.

 

Elbet bir çocuğu kaçıran onu öldüren ve ardında onca yıpranmış, dağılmış yaşamlar bırakan bir adama karşı izleyicinin tepkisi ‘gebersin gitsin’ oluyor. İşte bu aşamada doğal hukuk devreye giriyor yani vicdan muhasebesi yaptığımız o en doğal duygumuz. Filmin sonunda trendeki cinayeti araştıran dedektif tüm sır perdesini açıklığa çıkararak hepsinin yüzüne vuruyor. Anneannenin fail olduğu diğer trendeki insanların ise dolaylı fail, yardımcılar yani iştiraken suça katılanlar olduğu anlaşılıyor. Fakat bu noktada dedektifin vermesi gereken önemli bir karar var. Acaba polise bu durumu bildirmeli mi bildirmemeli mi?

 

Eğer bildirmesi gerek sonuçta ortada bir cinayet var hem de örgütlü bir cinayet denilirse işte bu aşamada pozitif hukuku ele alabiliriz çünkü hali hazırda var olan bir hukuku uygulamış oluruz. Yani evet benim gibi, senin gibi bizim gibi insanlar oturdular bir ceza kanunu yazdılar ve o ceza kanununda ‘ şu şu suçun cezası şu şudur’ dendi. Böylelikle yazılı, şekli ve de gözle görülebilir bir durum ortaya çıktı. Bunu uygulamak elbet toplumdaki düzeni sağlamak olası kaoslara izin vermemek adına oldukça mühim ama peki ya vicdan? Biz tabii hukuk olarak nitelendirdiğimiz doğal hukuku o zaman nereye koyacağız bu aşamada veya nereye koymalıyız? 

 

Filmde tabii hukukun pozitif hukuka üstün geldiğini görüyoruz. Dedektif bu zor kararın üzerine faillerin eline silah vererek kendisini öldürmesini istiyor. Böylelikle failler bu durumu tek bilen kişiden kurtulmuş olacaklarken o da görevini kötüye kullanmaktan veya ihmalden kurtulmuş olacak en önemlisi de pozitif hukuku çiğnenemiş olacak. Nitekim hiçbir fail dedektifi vurmayınca vicdan muhasebesi yapma durumu yine dedektif üzerine kalıyor. Ve sonunda verdiği karar doğal hukuktan yana oluyor. Hiçbir suçluyu ele vermediği gibi gitmelerine ve intikam almış ve rahatlamış zihinlerinde yeni bir hayat kurmalarına da izin veriyor.

 

Filmdeki dedektifin vermiş olduğu karar elbet tartışılır elbet üzerinde çokça fikir üretilebilir fakat şu bize öğretilen iki kavramı algılamamız açısından o kadar güzel algılanabilen bir film ki başta tüm meslektaşlarım olmak üzere aslında günümüzde doğal ve pozitif hukukun önem taşıdığı bu zamanlarda kesinlikle herkesin izlemesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum. Bazen pozitif hukukun yetersiz geldiği veya kendini tamamlayamadığı zamanlarda doğal hukukun nasıl imdada yetişip kurtarıcı nitelikte olduğunu ve vicdan denilen dünyanın en doğal insani duygularından birinin nasıl işlediğini kavrayabilmek açısından oldukça yararlı olabileceği kanaatindeyim.

 

Yazar: Ece ERGÜNEY

Ece ERGÜNEY
Özyeğin Üniversitesi Hukuk fakültesi öğrencisi

Ayrıca bknz.

95 senede değişmeyen: Atatürk

Dünya savaşından harap düşmüş, perişan olmuş bir Türkiye gerçekliğinden sonra Mondoros Mütarekesi’nin imzalanması ile ülke …

X