Anasayfa / İçtihatlar / İş Sözleşmesinin Kötü Niyetle Bozulduğunu İspat Etmek Yükümlülüğü İşçiye Aittir [HGK Kararı]

İş Sözleşmesinin Kötü Niyetle Bozulduğunu İspat Etmek Yükümlülüğü İşçiye Aittir [HGK Kararı]

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
E: 1990 / 9-464 K: 1990 / 592 K.T.: 28.11.1990
Dava: Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 1. İş Mahkemesi’nce davanın kabulüne dair verilen 24.10.1988 gün ve 418 – 643 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 15.2.1990 gün ve 10495 – 1519 sayılı ilamı: (… Davacının haklı bir neden olmaksızın bir ay içinde üç iş günü işine devam etmediği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Bu durumda işveren yönünden İş Kanunu’nun 17/ll-f fıkrasına göre bildirimsiz ve tazminatsız fesih hakkı doğmuştur. Bu nedenle davacı kıdem tazminatı ile ihbar tazminatı ve ona bağlı olarak kötü niyet tazminatı isteyemez. Mahkemenin yazılı şekilde ve sebeple kötüniyet ve kıdem tazminatına karar vermiş olması isabetsizdir …) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Karar: Davacının iş akdi, davalı işveren tarafından İş Kanunu’nun 17. madde ll-f bendi gereğince haklı bir neden olmaksızın bir ay içerisinde 4 iş günü işe gelmemesi nedeniyle ve tazminatsız fesih edilmiştir. Öncelikle belirtmek gerekir ki işveren, iş akdini fesihte bildirdiği beyanı ile bağlıdır.

Olayda davacı işçinin 5 ve 29 Ağustos 1988 günlerinde mazeretsiz olarak işe gelmediği tartışmasızdır. 2 Ağustos 1988 tarihinde ise işe giriş ve devam kartında davacı işçinin işe gelmediği işaretlenmiştir. Her ne kadar aynı tarihi taşıyan ve işveren tarafından davacı işçiye hitaben kaleme alınmış ve altında alındığı belirtilerek davacı tarafından imzalanmış olan bir ihtar yazısı mevcutsa da anılan yazıda tebliğ tarihi bulunmadığı gibi içeriğinden de genel olarak 2 Ağustos 1988 gününden önceki dönemde davacı işçinin işyerinde davacıya tebliğ edildiği bu nedenle de davacının o gün için iş yerine gelmiş olduğunun kabulü mümkün değildir. Bu durumda davacının Toplu İş Sözleşmesinin 24. maddesine göre ücretli izinli sayılması kararlaştırılan ve nöbetçi olduğuna ilişkin olarak yine Toplu İş Sözleşmesi hükümlerine göre belirli sürede kendisine bildirimde bulunulmadığı 30 Ağustos 1988 günü için işe gelmemesinin haklı sebebe dayandığı kabul edilse dahi, işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın bir ayda üç iş günü işe devam etmediği açıkça anlaşılmaktadır.

Keza kural olarak iş sözleşmesinin kötü niyetle bozulduğunu ispat etmek yükümlülüğü davacıya (işçiye) aittir. Olayda ise, davalı işverenin iş akdini fesihte özellikle davacının sendikaya üye olmasından kaynaklanan bir nedene dayalı olarak fesih ettiği ve kötü niyetli olduğu iddiası da kanıtlanamamıştır.

O halde Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, ilk görüşmede çoğunluk sağlanamadığı için, yapılan ikinci görüşmede 28.11.1990 gününde oy çokluğuyla karar verildi.

Yazar: Av. Aydoğan TAN

Av. Aydoğan TAN
Avukat, Arabulucu. Hukuk Sokağı ve Emsal.co kurucusu.

Ayrıca bknz.

Davanın Açılmasına Sebebiyet Vermeme Halinde Yargılama Giderlerinden Sorumluluk [HGK Kararı]

Özet: Davanın konusuz kalması halinde mahkemenin yargılamaya devam ederek dava açıldığı zaman hangi tarafın haksız olduğunu …

X