Anasayfa / Kaynak / Dengesiz Eşitlik

Dengesiz Eşitlik

Günümüzde toplumdaki cinsiyet eşitsizliğini gidermek için birçok çalışmalar yapılmakta, toplumda ufakta olsa doğru bilinen yanlışlar düzeltilmekte ,’eşitlik’ dediğimiz kavramın olabildiğince iç çemberde yayılabilmesi için çokça bilinçlendirici etkinlik yapılmaktadır. Peki, toplumdaki kadın-erkek eşitliğini sağlamaya çalışırken aslında öncelikle yapılması gerekenin cinsiyetler arası eşitliğin sağlanmasının gerekli olduğunu hiç düşündünüz mü?

Biraz daha açacak olursak evet, halihazırda kadın-erkek eşitsizliğini ortadan kaldırabilmek adına yapılan ,erkeğin aktif olduğu birçok alanda kadının da aslında var olabileceğini gösteren her türlü çalışmaları destekliyorum fakat benim burada dikkat çekmek istediğim şey, bizim bu eşitsizliği ortadan kaldırmaya çalıştığımız süreçte kadın ve erkeğin kendi türleri içindeki eşitsizliğini ya görmezden geldiğimiz  ya da bunun için yapılması gerekenleri minimumda tutmuş olduğumuz yönünde.

Toplumda o kadar fazla sınıflandırma var ki… .’Kadından oto tamircisi mi olur?’ ‘Bu adamda kadın mesleği yapıyor erkekten hemşire mi olurmuş.’ Kadın da erkekte istediği mesleği yapabilir ya da toplum tarafından dayatılmış olan meslekleri yapmak zorunda değillerdir.Ne erkek iyi araba kullanmak zorundadır ne de kadın sadece ev işlerini yapıp kendini kocasını mutlu etmeye adamak zorundadır.Ne tesettürlü kadın sırf tercihinden dolayı ‘yobaz’ ,’geri kafalı’ damgası yemek zorundadır ne de erkek iyi futbol oynayamıyor diye yargılanmak zorundadır.

Tüm bu ve bunun gibi kategoriler aslında bir taraftan benliğimizi oluşturmaya engel teşkil ederken  diğer taraftan sadece toplumun istediği bireylerin ortaya çıkmasına neden olur.

’Bir kadın tesettürlü ise ne işi var onun orada burada’, ‘Şuna bak nasıl giyinmiş kendini teşir ediyor resmen’, ’Adama bak pembe pantolonla dolaşıyor etrafta’. Erkek şunu giyer; kadın bunu giyer ,erkek mesleği; kadın mesleği ,erkek rengi; kız rengi..Daha birçok bu ve bunun gibi ayrıştırıcı , ötekileştirici ,ayrımcılığı ayyuka çıkaran sınıflandırmalar…

Neden mesela ? Neden bu kutuplaştırıcı söylemler , bizi birbirimizden soğutan tavırlar ,davranışlar…Daha mı mutlu oluyoruz bunları yaptıkça? Daha mı iyi hissediyoruz başkalarını yargıladıkça? Yol mu kat etmiş oluyoruz yoksa? Bu ve bunun gibi tüm davranış ve söylemler gün geçtikçe bizi birbirimizden ayırmaya koparmaya, bizi birbirimizden nefret eder hale getiriyor farkında değiliz.

Yazımın sonlarına gelirken bizleri sona götürmeye hazırlayan bu sorun (ki bana göre sorunun ötesinde bir problem teşkil etmekte) karşısında hep beraber, bir bütün olarak neler yapmamız gerektiğinden dilimin döndüğünce bahsetmeyi bir borç bilirim.Bu çözüm yolunu bir zincir olarak görüyorum ve bu zincirin ilk halkası koyu kısımla da belirttiğim üzere tam anlamıyla birlik olmaktan geçiyor.’Tam anlamıyla birlik’ nasıl mı oluyor? Toplumun bir parçası olan bireylere herhangi bir anlam yüklemeden , yeni tanıştığımız bir insanla diyalog halinde olduğumuz ilk 5 dakika içerisinde onu dış görünüşüne göre yargılamadan (havanın soğuk olduğu zamanda mini etekle dolaşan kadına ‘yollu’ ya da yaz sıcağında dini inancından ötürü kapalı giyinen kadına ‘şeriatçı’ ya da tüm vücuduna dövme yaptırmış birine ‘aykırı’ damgası vurmadan )toplumun belirlediği kişisel özelliklere karşılık gelen insan tiplemesini oluşturduğu dev tabuları yıkarak bu çözümün zincirinin ilk halkasını  başlatabiliriz ve bunu -tekrar dile getirmek istiyorum- herhangi bir cinsiyet ayrımı yapmaksızın herhangi bir dini, siyasi tercih ayrımı yapmaksızın hep birlikte başlatmalıyız.

 Son olarak söylemek isterim ki kadın, kadındır; erkek, erkektir. Kadın inançlarını istediği şekilde yaşayabilir ;erkek istediği mesleği yapar ya da isterse hiçbir şey yapmaz. Toplumda var olabilmeleri için onların bu sıfatlara ihtiyacı yoktur. ‘İnsan’ olmak var olmaya yeter.

Yazar: Merve Öner

Ayrıca bknz.

Koşucu Davası

19 Nisan 1989’da New York -Central Parkta sonucunda tarihe geçen bir tazminatla adını duyuran koşucu …

X