Anasayfa / Kaynak / Savcılık Makamı ve Özel Olarak CMK’ya Göre Savcılık

Savcılık Makamı ve Özel Olarak CMK’ya Göre Savcılık

I- SAVCI VE SAVCILIK KAVRAMI

A. TERİM
Önceleri hukukumuzda savcı kelimesi yerine genel davacı, kamu adına dava açan kişi anlamına gelen, müddei umumi sözcüğü kullanılmaktaydı. Bu terime ilk kez 1870 tarihli bir nizamnamede rastlanır. Sonradan savcı terimi kullanılmaya başlanmıştır. Savcı, iddia, tez anlamına gelen eski Türkçe ‘sab’ sözcüğünün değişmesiyle oluşmuş ‘sav’ sözcüğünden türemiştir. Buna göre savcı, iddiada bulunan, tez ortaya atan kimsedir.

B. SAVCILIĞIN TANIMI
TDK ‘Güncel Sözlük’üne göre[1] savcı, “devlet adına ve yararına davalar açan, kamu haklarını ve hukuku yerine getirmek üzere yargıç katında sanıkları kovuşturan görevlidir”. Yine TDK Terim Sözlüğü’ne göre[2] de, savcı, Adalet Bakanına bağlı olarak mahkemelerde yürütme organının temsilcisi olarak çalışan kimsedir.Doktrinde, savcılık, değişik yönleri vurgulanarak tanımlanmaktadır. Toroslu – Feyzioğlu’na göre savcı[3], “muhakeme makamlarından biri olan iddia makamını işgal eden ve iddia görevini yerine getiren kişidir”. Öztürk’e göre ise savcı[4], “suç haberini alır almaz, devlet adına, şüpheli veya sanığın gerektiğinde lehine olarak da araştırma ve soruşturma işlemlerine girişmek, suç şüpheleri kuvvetli olduğunda dava açmak, açtığı davayı yürütmek ve nihayet mahkemenin verdiği kararları yerine getirmek mecburiyetinde olan ve yasama-yürütme-yargı erklerinden yürütme içinde yer alan bir devlet memurudur”. Ceza Muhakemesi Kanunumuz, m. 160/2’de savcıyı tanımlamıştır. Buna göre savcı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlü olan kimsedir. Bu tanım, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin tavsiye kararıyla da uyum içindedir. Sonuç olarak savcılığı, ağırlıklı olarak ceza muhakemesinde ve soruşturma safhasındaki işlerde, istisnai olarak da bazı hukuk davalarında görev yapan ve yürütme organına bağlı olarak çalışan kamusal iddia makamı olarak tanımlayabiliriz

C. SAVCILIĞIN TARİHİ
1. Savcılık Kurumunun Ortaya Çıkışı
Savcılık, ceza hukuk kavramları arasında oldukça yeni sayılabilecek bir kurumdur. Zira bugünkü anlamda savcılık kurumuna ilk kez 1789 İhtilali sonrası Fransası’nda rastlanır. Bireysel öç almanın söz konusu olduğu ilkel devirlerde, suçu kamu adına soruşturan savcılık kurumuna rastlanmaması doğaldır. İtham sisteminin geçerli olduğu zamanlarda da yine, savcılık kurumu görülmez. Zira, burada yargılamanın her şeyi yargıçtır. Savcılık kurumunun henüz mevcut olmadığı bu yıllarda, uyuşmazlığı yargıç önüne mağdurun yakınları taşımaktaydı. Yargıç da tarafları dinleyerek ve yalnızca tarafların getirdiği delillerle yargılamada bir hükme varıyordu[5]. İşlenen her suçun, kamu düzenini de bozduğu, her suçun mağdurunun aynı zamanda devlet olduğu anlayışının kabul görmeye başlamasıyla birlikte, savcılık teşkilatı da ortaya çıkmıştır.Savcılık kurumuna, ilk kez Napolyon Fransası’nda, 1810 tarihli Fransız Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda rastlanır. Bu dönemde savcılar, kralın savcıları idiler. Daha sonra, cumhuriyetle birlikte de cumhuriyet savcıları olmuşlardır. Bu ismi taşımalarının sebebi, kralın menfaatlerini gözetmelerinden gelmektedir.Savcılığın Fransa’da bu şekilde doğmasından sonra, Kıta Avrupası’na ve dünyaya yayılmıştır. Böylece 1830 yılında Almanya, 1879 yılında Avusturya ve Hollanda, Norveç, Rusya, İspanya ve İtalya’da savcılık kurumu oluşturulmuştur.İslam Hukuku’nda ise, savcılığa rastlanmamaktadır. İslam Hukuku’nda kişiler, uyuşmazlığı kadı önüne taşırlardı. Ancak adam öldürme suçu bunun istisnasını oluşturmaktaydı. Eğer öldürülen birinin mirasçısı yoksa, bu durumda uyuşmazlığı kadı önüne devlet başkanı taşımaktaydı.

2. Savcılığın Türkiye’deki Gelişimi
Osmanlı Devleti’nde gerek şer’i mahkemeler olsun, gerek nizamiye mahkemeleri olsun, savcılık teşkilatı bulunmamaktaydı. Osmanlı Devleti’nde o dönem geçerli olan sistem, İslam Hukuku’nda uygulanmakta olan itham sistemiydi. 1870 yılında çıkartılan bir nizamnamede ilk kez müddei umumi sözcüğü kullanılmaktaydı. Fakat görev ve yetkiler hususunda belirlilik bulunmamaktaydı. Savcılık, teşkilat olarak ilk kez, 1876 Anayasası ile öngörülmüş fakat bundan daha sonra, 1879 yılında yürürlüğe giren ‘Usul-ü Muhakemat-ı Cezaiye Kanun-u Muvakkat’ında bir bölüm olarak düzenlenmiştir[6]. Bu geçici kanunda müddei umumi sözcüğü kullanılmaktaydı. Bu kanunu muvakkat ile, Türkiye’de bugünkü anlamda savcılık kurumu oluşturulmuştur. 469 sayılı kanunun 1926 yılında değişmesiyle her asliye ceza mahkemesinin yanında bir Cumhuriyet Savcısı ve yeteri kadar Cumhuriyet Savcı Yardımcısı bulunacağı düzenlenmiştir. Bu terimler 1989 yılındaki değişikliklerle sonra Cumhuriyet Başsavcısı veCumhuriyet savcısı olarak yeniden düzenlenmiştir. Savcının önündeki ‘Cumhuriyet’ ibaresi ise, savcının Cumhuriyet adına görev yaptığını belirtmek için getirilmiştir[7].
Bundan sonra, bir önceki ceza usûl kanunumuz olan Ceza Muhakemeleri Usûlü Kanunu 1929 yılında yürürlüğe girmiştir. CMUK, Alman Ceza Muhakemeleri Kanunu’ndan dilimize çevrilmiştir. 1412 sayılı CMUK, savcılığı bir teşkilat olarak düzenlemiştir. Bu kanun ile savcılık, ilk kez tüm yönleriyle düzenleme altına alınmış olmaktadır.
7.10.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5235 sayılı AYMBAMK m. 16, mahkeme kurulmuş olan her il ve ilçede bir Cumhuriyet Başsavcığı teşkilatının kurulacağını düzenlemektedir. Bu Cumhuriyet Başsavcılığında yeteri bir Cumhuriyet Başsavcısı ile yeteri kadar Cumhuriyet Savcısı bulunacaktır. 5235 sayılı kanun, Cumhuriyet Başsavcısı ve vekili Cumhuriyet Savcılarının görevlerine ilişkin hükümler içermektedir. Son olarak 17.12.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ülkemizdeki savcılık teşkilatını düzenlemekte, savcıların görev ve yetkilerini belirlemektedir.
Esasen Türkiye’deki savcılık kurumunun ilk olarak oluşturulması, birçok Kıta Avrupası ülkesinde olduğu gibi, Fransız örneğinden hareketle oluşturulmuştur. Savcının, sanığın lehine ve aleyhine olan delilleri toplaması; savcının devleti temsil etmesi, Fransız Hukuku’ndan gelmekte olan hususlardır. Fransız Hukuku’ndan farklı olan nokta ise, CMUK döneminde mevcut olan, fakat CMK’da yer verilmeyen “şahsi davacı”lık kurumudur. CMK ve yeni Türk Ceza Sistemi ise Alman Hukuku’ndan mülhemle hazırlanmıştır.

II- SAVCILIK VE İDDİA FAALİYETİ VE SAVCININ BAĞIMSIZLIĞI, TARAFSIZLIĞI
A. Savcılık ve İddia Faaliyetinin Hukuki Niteliği
Savcılığın hukuki niteliği ceza yargılaması hukukunda hep tartışılagelen bir olgudur. Bu konuda doktrinde birbirinden çok farklı görüşler ileri sürülmektedir. Bir görüşe göre, savcılık, adli bir organdır. Savcının yaptığı işlemlerin adli bir nitelik taşımasının sebebi, savcının maddi gerçeği araştırmasıdır. Savcılık, kanunların uygulanmasını sağlayan bir organdır. Savcının hiyerarşik açıdan adalet bakanına bağlı olması, savcılık makamının yürütmeye bağlı olduğunu kanıtlamaz[8].
Bir diğer görüşe[9] göre ise savcılık hem adli hem de idari bir organdır. Bu görüşün dayanağı, savcının hem yürütmeyi hem de yargıyı ilgilendiren faaliyetlerde bulunmasıdır.
Buna karşılık, incelemesini en sona bıraktığımız bir diğer görüşe göre savcılık, idari bir organdır. Savcının yaptığı işlemlerin idari nitelikte olduğundan hareket ederek, savcıyı idari bir organ olarak tanımlayan Kunter / Yenisey’e göre, devlet adına dava açmak idari bir görevdir. Yine aynı yazarlara göre; ”Davacının görevi ile hakimin görevi farklı olduğuna göre, savcının yargılama organı olduğunu iddiaya imkân yoktur.” Gerçekten, idari açıdan yürütmeye bağlı olması, her ne kadar adalet bakanının doğrudan kamu davası açma emri verme yetkisi CMK’ya alınmamışsa da savcının bakana bağlı oluşu, savcılık makamının idari bir organ olduğu izlenimini güçlendirmektedir.

B. Savcının Bağımsızlığı Sorunu
Doktrinde genellikle kabul edildiği üzere, savcılar bağımsız değildirler. Öztürk, savcıların yürütme erki içinde yer alması ve savcılar için söz konusu olan hiyerarşi ilişkisi nedeniyle savcıların bağımsız olamayacağından bahseder. Bağımsızlık, “hiç kimseden emir almamak” olarak tanımlanınca; savcının bağımsızlığı da iddia edilemeyecektir[10]. Ancak Öztürk, devamında, savcılara dava açmama gibi bazı emirlerin de verilemeyeceğinden hareketle, savcıların belli bir “fonksiyonel özerkliğe” sahip olduklarını da belirtmektedir.
Kunter’e göre; “devlet adına davacı olan makamın, yani savcılığın işi, elbet yargılama değildir. Yasama da olmadığına göre, bir yürütme ve daha doğrusu onun bir çeşidi olan idare olup, savcılık, idare mekanizmasının bir parçasıdır. Devletin yürütme organlarından biri olan Bakanlar Kurulunun bir üyesi olan ve adliye kuruluşunun işlemesinin siyasi sorumluluğunu taşıyan Adalet Bakanı’nın, toplum adına ceza iddiası görevini yapan savcılar üzerinde yönetim değil, fakat denetim yetkisini tabii görmek lazımdır[11] [12]
Tosun da aynı görüştedir. Savcının, ülkenin huzurundan sorumlu olan yürütme organına bağlı olması doğal karşılanmalıdır. Savcının Adalet Bakanına bağlanmaması durumunda, bakanın sorumluluğunun kabul edilmesine karşılık, yetkisinin kabul edilmemesi sonucu doğabilecektir. Tosun’a göre; savcı, emir alma derecesi diğer memurlardan farklı da olsa, nihayetinde yürütmeye dahil olan bir memurdur[13].
“font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: ‘Arial’,’sans-serif'”> Savcıyı yürütme erkinin içerisinde kabul eden Yurtcan da, savcının bağımsız olmadığını; zaten böyle bir durumun topluma yarar değil zarar getireceğini ve suçların kovuşturulmasında bir geriye gidiş doğuracağını ifade etmektedir[14].
Buna karşılık, savcının da hakimler gibi bağımsız olması gerektiğini savunan görüşler[15] de mevcuttur. Bu görüşü savunan yerli ve yabancı müellimlerin hareket noktası, savcının da hakimler ile aynı fakültelerde okuyup, aynı şekilde staj aşamasından geçerek mesleğe kabul edilmeleridir. Bu açıdan aralarında bir fark yoktur. Ceza yargılamasının değişik safhalarında sınırlı da olsa, hakim ve savcıların birbirlerinin bazı işlemlerini yapabilmeleri; meslekler arası geçişlerin mümkün olması gibi hususlar da yine bu görüş sahiplerinin dayanağıdır. Savcı, bağımsız olmalıdır ki, idare aleyhine de hareket edebilsin.
Öğretide ağırlıklı olarak benimsenen, savcının bağımsız olmadığıdır. Yukarıda da belirtildiği üzere[16], Adalet Bakanı’nın savcıya doğrudan dava açma emri verme yetkisine CMK’da yer verilmemiş olması, savcının bağımsız haklara sahip olduğu anlamına gelmemelidir. Bu, yalnızca bakanın savcı üzerinde mevcut olan adli yetkisinin kaldırılmasıdır. Bakanın, savcı üzerindeki denetim yetkisi devam etmektedir. Nitekim, Anayasaya göre de savcıların bağımsızlığı söz konusu değildir. Gerçekten, hakimlerin bağımsızlığından bahseden m. 140/2 hükmü, savcıların bağımsızlığına değinmemiştir. Anayasa Mahkemesi de, 1961 Anayasası döneminde vermiş olduğu bir kararında[17] Anayasanın 7. ve 132. maddelerindeki bağımsızlığın yalnızca mahkemeler ve hakimler için söz konusu olabileceğini; buna karşılık, Cumhuriyet savcısının bağımsızlığının mevcut olmadığını ifade etmektedir.

C. Savcının Tarafsızlığı Sorunu
Savcının taraf olup-olmadığı meselesi, doktrinde tartışılmaktadır. Esasen, savcının bağımsız olmadığı büyük çoğunlukla kabul edilmiş olmakla beraber, tartışma, savcının ceza yargılamasında bir taraf olup-olmadığı meselesi üzerinde yoğunlaşmış bulunmaktadır.
Taraf, Yurtcan’ın ifadesiyle, yargılamaya katılarak kendi çıkarlarını korumak üzere, diğer taraflardan ve süjelerden bağımsız haklar kullanan kimseye denir[18]. Bazı yazarlar, savcının kendi menfaatini değil, toplumun, k amunun menfaatini koruduğunu; sanığın menfaati ile savcının menfaatinin farklı olmadığını ve dolayısıyla savcının ceza yargılamasında taraf olmadığını ifade ederler. Savcının, şüpheli veya sanığın hem lehine hem aleyhine işlemler yapması, taraf olmadığını gösterir[19].
Savcının, ceza yargılamasında taraf olduğunu savunan görüşe ise, savcının bir hakim gibi reddedilemeyeceğinden hareket etmektedir. Aynı şekilde sanık da reddedilemez. Sanık ve savcı, yargılamanın karşılıklı iki tarafıdır; tez ve antitezi oluştururlar[20]. Kaldı ki, savcının herhangi bir şekilde o davaya bakamayacağı hallerde, yerine başka bir savcı görevlendirilmektedir. Bu da, savcının şahsı yönünden değil; bulunduğu makam yönünden taraf olduğunu gösterir[21].
Erem, savcının ceza yargılamasının bir tarafı olup-olmadığı hususunun bir yararının olmadığını, savcının adli görev ifa eden bir organ dan ibaret olduğun söylemekte ve Öztürk de buna katılmaktadır.
Doktrinde, Kunter / Yenisey[22], Yargıtay yanında kurulmuş olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın diğer savcılıklardan farklı bir statüde olduğunu; taraf gibi gözükse de aslında taraf olmadığını, bir AİHM kararına da dayanarak ifade etmektedir. Kunter / Yenisey’e göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın asıl görevi Yargıtay’a tarafsız biçimde ışıt tutmaktır. Böyle olunca da, bu Başsavcılığın tarafsız olduğun söylemek mümkün görünmektedir. Ancak aynı yazarlar yine belirtmektedir ki, bu tarafsızlık Yargıtay’a yardımcı olmak bakımındandır. Zira, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın, Yüce Divan’daki yargılamalarda ve Yargıtay’ın bir olay mahkemesi gibi hareket ettiği durumlarda, tarafsız olduğundan bahsedilemez.

III- SAVCININ ATANMASI, ÖRGÜTLENMESİ VE GÖREVLERİ
Öncelikle belirtmek gerekir ki, burada adli yargı savcılarının görevleri incelenecektir. Askeri yargı savcıların görevleri, bu incelemenin konusu dışındadır.

A. SAVCININ ATANMASI
Savcıların atanmasında ABD ve İsviçre’nin bazı kantonlarında olduğu gibi, halkın seçimi yoluyla atama sistemi ve atamanın devlet tarafından yapıldığı sistem olmak üzere, iki sistemin var olduğu görülür. Bizde de uygulanmakta olan, savcı atamalarının devlet tarafından yapıldığı sistemde, genellikle savcı atamaları, yürütme tarafından yapılmaktadır. Ancak, bu sistemde, atamanın yasama tarafından yapıldığı (İsviçre’nin bazı kantonları gibi) uygulamalara da rastlamak mümkündür.
Bizim hukukumuzda savcıların atanması ile hakimlerin atanmasında farklılık yoktur. Savcıların da hakimler gibi, aynı şartlara sahip olmaları aranmaktadır. Hakimler ve Savcılar Kanunu’na göre; adli yargı savcı adayları için, Türkiye’deki bir hukuk fakültesinden mezun olmak ya da yabancı bir hukuk fakültesini bitirip, Türkiye’de denkliğini tamamlamak; kamu haklarından yasaklı olmamak; mesleğini ifa etmesine engel oluşturacak derecede bir özrü olmamak; HSK m.8/1-h’de belirtilen suçlardan mahkûm olmamış bulunmak; yazılı sınavı başarmış olmak ve savcılık mesleğine yakışmayacak tutum ve davranışlarda bulunmamış olmak şartları aranır. Bu şartları tamamlayanlar, iki yıllık bir[23] staja tâbi tutulur ve bu stajın bitiminde de atamaları yapılmaktadır. Hukukumuzda savcıların staja kabul işlemlerini Adalet Bakanlığı, atama işlemlerini ise HSYK yapmaktadır.

B. SAVCILIĞIN ÖRGÜTLENMESİ
Türkiye’de mahkemelerin kuruluş ve işleyişleriyle ilgili hükümler içeren 08.04.1924 tarih ve 469 sayılı kanun[24], 2005 yılında kabul edilen 5235 sayılı yasa ile yürürlükten kaldırılmıştır. Bu yeni kanun ile, hukukumuza Bölge Adliye Mahkemeleri adıyla istinaf kurumunun getirilmesi öngörülmüştür. 5235 sy. kanun, istinafın yanında mahkeme ve savcılıkların kuruluşunu, Cumhuriyet savcılarının görevlerini de düzenlemektedir.
5235 sy. kanunun 16. maddesi hükmüne göre, mahkeme kuruluşu bulunan her il ve ilçede bir Cumhuriyet başsavcılığı kurulacak ve bu başsavcılıkta bir Cumhuriyet başsavcısı ile yeteri kadar Cumhuriyet savcısı bulunacaktır. Gerekli görülen yerlere ise, bir veya birden fazla Cumhuriyet başsavcı vekili atanacaktır.
CMK’nın 250/1 hükmünde belirtilen suçlar nedeniyle açılacak davalarda görevli olan ve birden çok ili yargı çevresi içine alan bir ağır ceza mahkemesi kuruluşu da öngörülmüştür. Doktrinde özel ağır ceza mahkemesiolarak isimlendirilen bu mahkemelerdeki yargılamaların kovuşturma ve soruşturma safhalarında, HSYK tarafından görevlendirilen Cumhuriyet savcıları görev yapacaktır.
5235 sy. kanunun 21. maddesi hükmüne göre, Cumhuriyet savcıları, bulundukları il merkezi veya ilçenin sınırlarıyla idari olarak bunlara bağlı ilçelerin sınırları içinde yetkilidirler. Büyükşehir belediye sınırları içinde görev yapan Cumhuriyet savcıları da, bu yer ceza mahkemelerinin yargı çevresi içinde yetkilidir.
Yargıtay’ın yanında da bir Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kurulmuştur. Yargıtay’ın yanında kurulmuş olmasına rağmen, görevleri yalnızca Yargıtay’la ilgili değildir. Anayasa Mahkemesi’nin Yüce Divan sıfatıyla görev yaptığı yargılamalarda, siyasi partilerle ilgili açılacak davalarda, bazı kamu görevlilerinin yargılanmasıyla ilgili davalarda, bu başsavcılık önemli görevler ifa etmektedir. Doktrin ve özellikle uygulamada, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bir Türkiye Cumhuriyeti Başsavcılığı’na dönüştürülmesi yönünde çeşitli görüşler bulunmaktadır[25].

C. SAVCININ ÖZEL HUKUKTAKİ GÖREVLERİ
Cumhuriyet savcısına, çeşitli kanunlar ile, bazı hukuk davalarını açma ve bu davalarda bulunma gibi görevler verilmiştir. Bu görevleri, kısaca şöyle sıralanabilir:

1. Yaş, İsim ve Kayıt Düzeltme Davaları
Cumhuriyet savcısı, hazırlık soruşturmasında ya da resmi dairelerin başvurusu üzerine yaş, isim ve nüfus kayıtlarının düzeltilmesi davalarını açabilir, takip edebilir ve lüzum görürse temyiz yoluna başvurabilir[26]. Bu davalarda kamu yararının mevcut bulunması nedeniyle, Cumhuriyet savcısına bu yetki verilmiştir. Şöyle ki, kişinin yaşının ya da nüfus kayıtlarının doğru olmasında veyahut ismin kanuna, ahlak ve adaba aykırı olmamasında[27] kamu menfaati mevcuttur.
Bununla beraber, doktrinde, nüfus memuru ile Cumhuriyet savcısının bu davalarda hazır bulunmasına gerek olmadığı da belirtilmektedir[28].

2. Dernek ve Vakıfların Feshini Talep Etme
MK ve Dernekler K.’da fesih sebebi olarak sayılan hallerde diğer ilgililer gibi, Cumhuriyet savcısı da, derneğin feshi için dava açabilir ve açılmış davaya katılabilir.
Aynı durum, vakıflar için de geçerlidir. MK m. 116/II hükmüne göre yasak amaç güttüğü veya yasak faaliyetlerde bulunduğu sonradan anlaşılan ya da amacı sonradan yasaklanan vakfın amacının değiştirilmesi imkânı yoksa, vakıf, denetim makamı ya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine yapılacak yargılama sonunda dağıtılır.

3. Soybağının Kurulmasına İtiraz
743 sayılı Medeni Kanun döneminde, kadının evlenmeden önce hamile kalması ve babanın da çocuğu tanıması durumunda, Cumhuriyet savcısının, ilgilinin baba olmadığı iddiasıyla dava açma hakkı vardı. 2002 yılında yürürlüğe giren 4271 sayılı Medeni Kanunumuz bu hükme yer vermemiş, Cumhuriyet savcısının evlenme yoluyla nesebin tashihine karşı itiraz hakkı getirilmiştir. Eski düzenleme ise, Cumhuriyet savcısının, nesebin tashihi kararlarına karşı itiraz edebileceği iken; yeni kanun, yalnızca evlenme yoluyla soybağının düzelmesi halinde savcıya itiraz hakkı tanımıştır.
MK m. 294 hükmüne göre, Cumhuriyet savcısı, evlenme yoluyla soybağının kurulmasına itiraz edebilir. Ancak bu durumda savcı, kocanın baba olmadığını ispatla yükümlüdür.

4. Evliliğin Butlanı Davası Açma
MK m. 146 hükmüne göre, evliliğin mutlak butlanını gerektiren hallerde, diğer ilgililerin yanında Cumhuriyet savcısının da bu davayı açma görevi vardır. Medeni Kanun’un 145. maddesine göre; Cumhuriyet savcısı, evliliğin merasimi sırasında eşlerden birinin evli olması; eşlerden birinin yine evlilik merasimi esnasında sürekli olarak temyiz gücünden mahrum olması; eşlerden birinin evliliğe mani olacak derecede akıl hastası olması ve eşler arasında evliliğe mani olacak derecede hısımlık bulunması hallerinde dava açmakla yükümlüdür.
Cumhuriyet savcısı, bu sebeplerden birinin mevcut olması halinde re’sen dava açmakla yükümlüdür. Zira, mutlak butlanla batıl olan evlenmeler kamu düzenine aykırılık oluştururlar ve bu tür evliliklerin iptalinde kamu yararı mevcuttur. Cumhuriyet savcısı, bu nedenle mutlak butlan davasını açmak zorundadır[29].
Mutlak butlan davasını, dava açma hakkına sahip olan diğer ilgililer de açabilir. Bu halde savcının davaya girme zorunluluğu yoksa da; bizzat açtığı davayı takip etme zorunluluğu gerek doktrin gerekse Yargıtay içtihatlarında belirtilmektedir[30].

D. Savcının Kamu Hukukundaki Görevleri
Savcı, bir kamu hukuku kişisidir, bir idare ajanıdır. Bu itibarlarla da görevleri, kamu hukukunda, özellikle ceza hukukunda yoğunlaşmaktadır. Savcının görevleri çoğunlukla CMK’da düzenlenmiştir. Bu incelemenin konusu esasen savcının CMK’daki konumu ile yetki ve görevleri olduğundan; savcılığın CMK’daki görevleri bir sonraki başlık altında incelenecektir. Burada kısaca belirtmek gerekirse, Cumhuriyet savcısının kamu hukukundaki görevleri şu şekilde sıralanabilir: Kamu davasının hazırlanması, açılması ve takibi; kanun yollarına müracaat; cezaların infazı.
Yukarıda sayılanlar, savcıların CMK’da belirtilen görevleridir. Bunlardan başka savcılara çeşitli kanun ve yönetmelikler ile verilmiş görevler vardır. Savcının CMK’daki görevleri bir sonraki başlık altında ayrıntılı olarak inceleneceğinden, diğer bazı görevlerini kısaca burada belirtmek yerinde olacaktır. Belirtmek gerekir ki, Cumhuriyet savcısının bu görevleri, daha çok idari niteliktedir. Anayasamız da m. 140/6 hükmünde, savcıların (ve hakimlerin) idari yönden Adalet Bakanlığı’na bağlı olduğunu belirtmektedir. Aynı hüküm, HSK m. 5/4’te de ifade edilmektedir.

1. Bazı Yazışmaları Yapmak
a. Adalet Bakanlığı ile Adliye Arasındaki Yazışmalar
Cumhuriyet savcısı, adliyenin bakanlıkla olan yazışmalarını yürütür. Bu yazışmalar, bağlı bulunan ağır ceza başsavcılığı aracılığıyla yapılır. Ancak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, doğrudan bakanlık ile irtibata geçilebilir.
Adalet Bakanlığı’nca gönderilen genelge, tebliğ gibi düzenlemeler, bakanlığın adliyeye ilişkin bilgi talepleri de yine, savcılık aracılığı ile yapılır.

b. Diğer Yazışmalar
Savcılık, adliyelerin birbirleriyle olan yazışmalarını da yürütür. Bunun dışında, çeşitli kurum ve kuruluşlardan bilgi talepleri, ilgililerin adliyeye çağrılması, sabıka, nüfus ve adli sicil kayıtlarına ilişkin yazışmalar da Cumhuriyet savcılıklarınca yapılır.
Yargıtay’ın yanında kurulmuş olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı vardır. Yargıtay’ın yazışmaları da, Yargıtay Başsavcılığı aracılığıyla yapılır.

2. Adliye Memurları ve Bazı Memurlarla İlgili Görevleri
Cumhuriyet savcısı, adliyede çalışan yazı işleri müdürleri, müdür yardımcıları, kalem memurları, zabıt kâtipleri ve diğer yardımcı personelin üst amiridir. Bu nedenle, savcıların bu memurlarla ilgili bazı görevleri vardır. Savcı, bu memurlarla ilgili sicil kayıtlarını (tezkiye varakaları) hazırlayarak bakanlığa göndermekle yükümlüdür. Bundan başka, Cumhuriyet savcıları, yönetmelik[31] gereği, ceza mahkemelerinde tutulması gereken defter, karton ve diğer kayıtların düzgün tutulmasını ve yönetmelik hükümlerinin yerine getirilmesini sağlar.
Cumhuriyet Savcısı, Disiplin Yönetmeliği[32] gereği, çeşitli adliye, infaz kurumları ile hemşire ve sağlık memurlarının disiplin amiridir. Bu nedenle 657 sayılı DMK’nın uygulanmasında disiplin amiri olarak Cumhuriyet savcısının görevleri vardır.
HSK m. 5/I hükmü gereği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının, Yargıtay Cumhuriyet Savcıları; Danıştay Başsavcısının, Danıştay Savcıları; Ağır Ceza Cumhuriyet Başsavcılarının merkez ve bağlı ilçe Cumhuriyet Başsavcıları ile Cumhuriyet Savcıları üzerinde gözetim ve denetim görevi de vardır.

3. Noterleri Denetleme
Türkiye Noterler Birliği ile noterlikler, adalet müfettişleri ve Cumhuriyet savcılarının denetimi altındadır. Cumhuriyet savcıları, yılda en az bir defa bulunduğu yerdeki noterleri denetlemek ve hazırlayacağı raporları Adalet Bakanlığı’na göndermekle yükümlüdür.

4. İcra Dairelerini Denetleme
Cumhuriyet savcısı, bulunduğu adliyedeki icra ve iflas dairelerini yılda en az bir defa teftiş eder. Savcı, bu denetim esnasında hesapları; paraların tahsili ve ödenmesinde gerekli makbuzların kullanılıp-kullanılmadığını; kasaya giren çeşitli kıymetli evrak ve değerli şeyler için gerekli makbuzların kullanılmış olup-olmadığını ve icra dairelerinin çeşitli işlemlerini inceler ve hazırlayacağı raporu bakanlığa gönderir.

5. Mali Görevler
Cumhuriyet savcıları, adalet işlerinin görülmesinde kullanılacak ödeneklerin harcanmasında ita amiri olarak görevlidir. Savcı, bu harcamaları inceleyerek, gerekli yerlere harcanıp-harcanmadığını denetler. Yine, adliye ve ceza infaz kurumlarına gereken masrafların temininde, harcama için gerekli memurlara emir vermek yetki ve görevi de savcıya aittir.

IV- CEZA MUHAKEMESİ KANUNU’NA GÖRE SAVCILIK

Savcının görevlerini düzenleyen hükümlere, ağırlıkla CMK içerisinde rastlanır. Ancak bunlar da kanun içerisinde toplu halde bulunmamakta, kanunun muhtelif hükümlerinde karşımıza çıkmaktadır. Bundan başka 5235 sayılı kuruluş kanununda da savcılıkların kuruluş ve görevleriyle ilgili hükümlere rastlanmaktadır.
Savcıların görevleri, çeşitli başlıklar altında incelenebilir. Ancak biz burada konuyu pratik açıdan ele alarak, savcının görevlerini, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında olmak üzere iki başlık altında incelemeyi uygun bulduk.

A. Savcının Soruşturma Aşamasındaki Görevleri

CMK’daki tanımına göre soruşturma, suç şüphesinin yetkili mercilerce öğrenilmesinden başlayıp, iddianamenin kabulüyle sona eren devredir. Savcı, bu evrede çok önemli görevler ifa eder. Soruşturma aşaması deyince akla neredeyse sadece Cumhuriyet savcısı gelir. Bu anlamda Bahri Öztürk’ün, savcının, soruşturma aşamasının imparatoru olduğu benzetmesi de yerinde olsa gerektir. Savcının görevlerini şu başlıklar altında incelemek mümkündür:

1. Soruşturma Yapmak
Soruşturma yapmak, savcının en temel görevidir. Bir suçu herhangi bir şekilde haber alan Cumhuriyet savcısı, gerekli araştırma ve soruşturmayı yapma görev ve yetkisine sahiptir. CMK m. 160 hükmüne göre, Cumhuriyet Savcısı, ‘bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hal’i öğrendikten sonra hemen gerekli araştırma ve soruşturmaya başlar. Cumhuriyet savcısı, bu soruşturmayı, kamu davası açmaya yer olup-olmadığını belirlemek üzere yapar. Bu konuda emrindeki adli kolluktan da yararlanmak suretiyle gerekli delilleri toplatarak, muhafaza altına alır.
Cumhuriyet savcısı, adli kolluğa yazılı (ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise sözlü) olarak emir verir. Adli kolluk görevlileri, vâkıf oldukları olayları, buldukları delilleri ve yakaladıkları kişileri derhal Cumhuriyet savcısına bildirir. Adli kolluk, Cumhuriyet savcısının, adliyeye ilişkin olarak verdiği bütün emirleri yerine getirmekle yükümlüdür.
Cumhuriyet savcısı, yürütmekte olduğu soruşturma ile ilgili olarak, istisnalar bir yana, bütün kamu görevlilerinden kendisine gerekli bilgileri talep edebilir (CMK m. 161/1). Bu talep üzerine kamu görevlileri, istenen bilgileri derhal Cumhuriyet savcısına sunmak zorundadır. Eğer bu kamu görevlileri, kendilerine düşen bilgi verme zorunluluğuna riayet etmez, bunu kötüye kullanılırlarsa, bu kişiler hakkında savcı, doğrudan soruşturma başlatabilir. Vali ve kaymakamlar ile en üst dereceli kolluk hakkındaysa, hakimlerin görevlerinden dolayı tâbi olduğu yargılama usûlü uygulanır. Vali ve kaymakamlar hakkında, ağır cezayı gerektiren suçüstü durumlarında ise, CMK hükümleri uygulanır. Bu görevlilerin kişisel suçlarından dolayı yargılanmalarında ise soruşturma, genel hükümlere tâbidir. Bu durumda yer itibariyle yetkili savcı; kaymakamlar için bağlı bulunduğu il; valiler için en yakın ilde bulunan Cumhuriyet Başsavcısıdır.
Burada adli kolluğa da değinmek gerekmektedir. Adli kolluk, ülkemizde uzun yıllarca savunulduktan sonra 5271 sayılı CMK ile yasal düzenlemeye kavuşmuş bulunmaktadır. Adli kolluğun kimlerden oluştuğunu CMK m. 164/I hükmü, çeşitli kolluk kanun ve yönetmeliklerine yaptığı atıflarla ve biraz teferruatlı olarak, belirtmektedir. Bu konuda çıkarılmış olan Adli Kolluk Yönetmeliği de, tanıma yer vermemiş, CMK’ya atıfta bulunmuştur. Adli kolluk, daimi olarak değil, yalnızca adli görevlerde savcının emrindedir. Adli görevlerin dışındaki hizmetlerde kendi amirlerine bağlı olduğu, CMK’da açıkça belirtilmiştir. Adli görevlerde ise, adli kolluk, Cumhuriyet savcısının bu göreve ilişkin emirlerini yerine getirir. Soruşturma işlemleri, savcının emir ve talimatları üzerine, öncelikli olarak adli kolluğa yaptırılır. Cumhuriyet başsavcıları, her yılın sonunda, o yerdeki adli kolluk sorumluları hakkında düzenleyeceği raporları, mülki idare amirlerine gönderir (m.166). Belirtmek gerekir ki, çok teknik olan ve uzmanlık isteyen delil toplama gibi işlemlerde o konuda uzmanlaşmış bir adli kolluk gücünün bulunması gerektiği; ancak yapılan düzenlemenin böyle bir teknik kadro oluşturmaktan uzak olduğu hususu, kanunumuzdaki adli kolluğa ilişkin düzenlemeye getirilen önemli bir eleştiridir.

2. Uzlaşma İle İlgili Görevleri
Uzlaşma, esasen hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında mümkündür. Kovuşturma aşamasındaki uzlaşma, davayı düşürürken; soruşturma aşamasındaki uzlaşma, soruşturmayı sona erdirir, kamu davasının açılmasına engeldir. Burada yalnızca soruşturma aşamasındaki uzlaşama ve Cumhuriyet savcısının uzlaşmada ile ilgili görevlerine değinilecektir.
Uzlaşma, failin suç ve fiilinden doğmuş olan maddi ve manevi zararın tümünü ödemeyi veya zararları gidermeyi kabullenmesi ve mağdurun da zararının tümüyle veya kısmen giderildiği ve uzlaşmak istediği hususunda özgürce beyanda bulunmasıyla gerçekleşen soruşturmayı sonlandıran bir haldir. CMK’da uzlaşmaya ilişkin hükümler m. 253-255 arasında düzenlenmiştir. Son olarak 6.12.2006 tarih ve 5560 sy. yasa ile yapılan değişiklikler ile uzlaşma düzenlenmiştir.
Uzlaşma, takibi şikâyete bağlı suçlar ile, CMK m. 253/1-6 bendinde yazılı suçlar ve diğer kanunlarında gösterilen suçlar için mümkündür. Ancak, cinsel dokunulmazlığa ilişkin suçlar ile etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlarda uzlaştırma mümkün değildir (m. 253/3).
Uzlaşmaya tâbi bir suçta, Cumhuriyet savcısı bizzat kendisi veya vereceği talimat üzerine adli kolluk görevlisi, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören kimseye, uzlaşma teklifinde bulunur. Savcı, uzlaşma teklifini istinabe yolu ya da tebligat ile de yapabilir. Kendisine uzlaşma teklif edilen ilgili, üç gün içinde bir cevap vermezse, teklifi reddetmiş sayılır (m. 253/4). Ancak, teklif reddedilmiş olsa da, taraflar, iddianamenin düzenlenmesine kadar Cumhuriyet savcısına başvurarak uzlaştıklarını beyan edebilirler (m. 253/16). Uzlaşma teklifinde bulunulması, koruma tedbirlerinin uygulanmasına engel değildir (m. 253/8). Uzlaşma teklifinin taraflarca kabulünden sonra, Cumhuriyet savcısı uzlaştırma işlemlerini bizzat kendisi yürütebileceği gibi barodan bir avukat tayinini isteyebilir veyahut hukuk fakültesi mezunu bir kimseyi uzlaştırmacı olarak atayabilir (m. 253/9). Uzlaştırmacıya, soruşturma dosyasından Cumhuriyet savcısınca uygun görülen belgelerin örnekleri verilir ve savcı, uzlaştırmacıya, soruşturmanın gizliliğine uygun davranmakla yükümlü olduğunu bildirir (m.253/11). Uzlaştırmacı, otuz gün içinde uzlaşmayı sonuçlandırır, Cumhuriyet savcısı, bu süreyi yirmi gün daha uzatabilir (m. 253/12). Uzlaştırmacı, uzlaşma işlemleri sırasında savcı ile görüşebilir ve savcı, uzlaştırmacıya talimat verebilir (m. 253/14). Müzakerelerin bitiminde, uzlaştırmacı, düzenleyeceği raporu savcıya verir. Uzlaştırmacı, soruşturma dosyasından aldığı belge örneklerini de raporla birlikte iade eder (m. 253/15). Savcı, uzlaşmanın, tarafların özgür iradelerine dayandığını ve uzlaşma konusu edimin hukuka uygun olduğunu belirlerse, rapor veya belgeyi onaylayarak, soruşturma dosyasına koyar (m. 253/17). Uzlaşma sonrası, şüphelinin edimini yerine getirmesi halinde

3. Kamu Davasını Açmak
a. Kural: Kamu Davasını Açma Zorunluluğu
Bir suç işlenmiş olduğunu haber alan Cumhuriyet savcısı, bu konuda gerekli araştırma ve soruşturmayı yaptıktan sonra, yeterli suç şüphesi gördüğü takdirde kamu davası açmak zorundadır (CMK m. 170/2). Kural bu olmakla birlikte, bir sonraki başlık altında incelenecek olan bir istisna da mevcuttur.
Kamu davası açma tekeli, Cumhuriyet savcısına aittir. CMUK döneminde var olan şahsi dava kurumu, CMK’ya alınmamıştır. Kamu davası, Cumhuriyet savcısının düzenleyeceği iddianame ile açılır. Usûlüne uygun olarak düzenlenerek mahkemeye sunulmuş bir iddianame mevcut değilse, bir kamu davasının varlığından da söz edilemez. İddianame, kamu davasının açılmasının asli unsurudur. Kanun, m. 170/III hükmüyle, bir iddianamede bulunması gereken unsurları saymıştır. Buna göre bir iddianame görevli ve yetkili mahkemeye hitaben düzenlenmeli; şüphelinin kimliği, varsa müdafi; maktul, mağdur veya suçtan zarar gören; varsa bunların kanuni temsilcileri; sakınca yoksa ihbarda bulunan kişinin kimliği; şikâyetçinin kimliği ve şikâyet tarihi; şüpheliye yüklenen suçun ne olduğu ve gerekli kanun maddeleri; suçun işlenme yer ve tarihi ile zamanı; şüphelinin lehine ya da aleyhine olan her türlü delil ve şüphelinin tutuklu olup-olmadığı, şayet tutuklu ise bununla ilgili süre ve tarihler iddianamede belirtilir. Madde hükmüne göre, şüpheliye yüklenmiş olan suçu oluşturan olayların açıklanması, delillerle ilişkilendirmek suretiyle yapılır. Bundan başka, iddianamede, talep kısmı yer alır. Savcı, talep kısmında hangi ceza veya güvenlik tedbirine hükmedilmesini talep ettiğini, burada belirtmelidir.
İddianamenin önemine binaen, sayılan hususları içermeyen bir iddianamenin hakim tarafından iade olunacağı da açık bir kanun hükmü olarak düzenlenmiştir (CMK m. 174). Buna ilaveten, suçun ispatında etkili olacağı kesin olan bir delile iddianamede yer verilmeyen; önödeme veya uzlaşmaya tâbi olan bir suçta, öncelikle bunlarla ilgili işlemler yapılmaksızın düzenlenen iddianameler de hakim tarafından iade edilecektir. Bu nedenle Cumhuriyet savcısı, iddianame hazırlarken bu hususlara dikkat etmelidir. Zira, kamu davasının açılma anı, iddianamenin mahkemeye verildiği an değil; iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği andır[33].İddianamesi iade edilen Cumhuriyet savcısı, iade gerekçesi olarak belirtilen eksiklikleri giderdikten sonra, yeniden iddianame düzenleyerek, mahkemeye başvuracaktır (CMK m. 174/4). Ayrıca, Cumhuriyet savcısının, iddianamesinin iade edilmesi kararına karşı itiraz hakkı da mevcuttur (CMK m.174/5).Böylece, iddianamenin kabulüyle kamu davası açılmış ve aynı zamanda soruşturma aşaması bitmiş, kovuşturma aşaması başlamış olmaktadır. Cumhuriyet savcısının bundan sonraki görevi, açmış olduğu kamu davasını yürütmektir. Bu da, ‘Savcının Kovuşturma Aşamasındaki Görevleri’ başlığı altında incelenecektir.

b. Kovuşturmaya Yer Olmadığına İlişkin Karar
Cumhuriyet savcısı, yaptığı soruşturma sonunda yeterli suç şüphesi elde edemez ya da kovuşturma olanağının bulunmaması hallerinde, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar vermekle yetinir (CMK m. 172/1). Kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verildikten sonra artık kamu davası açılamaz. Ancak yeni bir delil ortaya çıkarsa, bu takdirde kamu davası açılabilecektir (CMK m. 172/2).
Savcının kamu davasını açmamada takdir yetkisini kullandığı durumlar hariç olmak üzere, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin olarak verilen karara karşı itiraz yolu açıktır (CMK m. 173/1). Bu karar, şüpheliye ve suçun zarar görenine bildirilir (CMK m. 172/1). Bu bildirimde itiraz süresi de gösterilir. İtiraz süresi, tebliğden itibaren onbeş gündür. İtiraz mercii, kovuşturmaya yer olmadığına kara veren Cumhuriyet savcısının görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın olan ağır ceza mahkemesinin başkanıdır (CMK m. 173/1). Başkan, itirazı yerinde görürse, Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenleyerek kamu davası açmak zorundadır (CMK m. 173/4). İtirazın reddi halinde, Cumhuriyet savcısının kamu davası açabilmesi için yeni delil bulunması ve itirazı reddeden ağır ceza mahkemesi başkanının bu yönde karar vermesi gerekmektedir (CMK m. 173/6).

c. İstisna: CMK m. 171
CMK’nın 5560 sayılı kanunla değiştirilen 171. madde hükmüne göre, Cumhuriyet savcısı, belirli koşulların mevcudiyeti halinde, kamu davasının açılmasını beş yıl süreyle erteleyebilir.
Öncelikle, bu istisnanın uygulanabilmesi için, suçun takibi şikâyete bağlı bir suç olması ve kanunda öngörülen üst sınırının bir yılı aşmaması gerekir. Bunun yanı sıra, şüphelinin daha önceden kasıtlı bir suçtan dolayı mahkûmiyet almamış olması; şüphelinin, erteleme halinde suç işlemeyeceği yönünde kanaat uyandırması; ertelemenin, şüpheli hakkında kamu davası açılmasına oranla daha yararlı görünmesi; kamunun ya da mağdurun uğradığı zararın giderilmiş olması gibi hususların varlığı da şarttır (CMK m. 171/1-3). Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararlarına karşı, suçtan zarar görenin itiraz hakkı vardır. Bu itirazın usûlü, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlarda olduğu gibidir (CMK m. 171/2). Erteleme kararıyla birlikte, artık kamu davası açılmayacaktır. Ancak, ilgili, erteleme süresi içinde kasıtlı bir suç işlerse, artık erteleme kararına konu olan suçundan dolayı da kamu davası açılacaktır. Hakkında kamu davasının ertelemesi kararı verilen kişi, bu erteleme süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlemez ise, sürenin bitiminde, savcı, kovuşturmaya yer olmadığını ilişkin karar verir (CMK m. 171/4).

4. Koruma Tedbirlerine Başvurabilme
Savcı, soruşturma evresinde birçok koruma tedbirine başvurabilir. Aslında bu yetki, kural olarak hakime aittir. Anayasanın ‘özel hayatın gizliliği ve korunması’ başlığı altındaki çeşitli hükümlerine (m. 20-22) göre, hakim kararı olmaksızın ve suç işlenmesinin önüne geçmek gibi nedenlerle, hiç kimsenin özel hayatının gizliliği ihlal edilemez, koruma tedbirlerine başvurulamaz. Ancak, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, Cumhuriyet savcısı ve bazı durumlarda da yetkili diğer bazı merciler bu yetkiye sahiptir. Koruma tedbirleri zorlayıcı niteliktedir. Bunların uygulanmaları ceza muhakemesinin sağlıklı işleyebilmesi açısından önemlidir. Öztürk, koruma tedbirlerinin geçici niteliğini vurgulamakta ve tedbirlere başvurulması için gereken üç unsurdan bahsetmektedir[34]. Buna göre, koruma tedbirlerinin uygulanabilmesi için, şüphelerin belli bir yoğunlukta olması; henüz hüküm verilmemişken, temel bir hakkın sınırlanması ve tedbirlerin geçici niteliğe sahip bulunması. Toroslu / Feyzioğlu da uygulanacak tedbirin, doğuracağı zararla orantılı olması gerektiğini; daha hafif bir tedbire başvurmak suretiyle ulaşılabilecek bir amaç için daha ağır bir tedbirin uygulanmaması gerektiğine değinmiştir[35].Burada koruma tedbirleri kısaca incelenirken, yalnızca Cumhuriyet savcısıyla ilgili hususlara yer verilecek, hakimin yapacağı ve Cumhuriyet savcısına ulaşılamayan durumlarda da yetki sahibi olan mercilere değinilmeyecektir. Buna göre, Cumhuriyet savcısının başvurabileceği koruma tedbirleri ve bunların usûlleri şu başlıklar altında kısaca şöyle incelenebilir:

a. Yakalama
Yakalama, şüpheli veya sanığın kişi hürriyetinin hakim kararı olmaksızın sınırlandırılarak, nezarethane adı verilen yere konmasıdır[36]. Kanunumuz yakalamayı tanımlamamış, yakalamanın usûlünü göstermekle yetinmiştir. Yakalama geçici bir tedbirdir. Ancak, zorunlu hallerde başvurulur. Geçicidir, zira, Cumhuriyet savcısı, yakalanan kimse ya serbest bırakılır ya da gözaltına alınmasına karar verilir. Bu iki halde de yakalama işlemi sona ermiş olur.Yakalama, özgürlüğü hakim kararı olmaksızın sınırlayan bir durumdur. Bu nedenle de, önemine binaen anayasal bir düzenlemeye de sahiptir. Anayasanın ‘Kişi Hürriyeti ve Güvenliği’ başlıklı 19. maddesinin 3. fıkrası, kişilerin maddede sayılan hallerde ancak hakim kararıyla tutuklanabileceğini; yakalamanın ise, ancak suçüstü veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabileceğini hükme bağlamaktadır. Yine Anayasaya göre, bunun esasları, kanunda gösterilir. Kanun (CMK), 90. maddesi hükmüyle, belli şartların varlığı halinde herkesin yakalama yapabileceğini belirtmektedir. Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete tâbi suçlarda, şikâyet gerçekleşmedikçe yakalama yapılamaz. Ancak işlenen suçun çocuklara, beden veya akıl sağlığı, sakatlık veya güçsüzlük nedeniyle kendilerini idare edemeyenlere karşı işlenmesi durumunda, şikâyet şartı aranmaz (m. 90/3). Bir kimse yakalandığında, Cumhuriyet savcısının emriyle, durum, bir yakınına gecikmeksizin bildirilir (m. 95/1).Yakalama işleminin nedenleri, kanunun 98. maddesinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre, Cumhuriyet savcısı, şu hallerde yakalama emri verebilir: a) Soruşturma aşamasında, yapılan çağrılara cevap vermeyen ya da kendisine ulaşılamayan şüpheli hakkında, Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, sulh ceza hakimi tarafından yakalama emri verilebilir. b) Yakalanmışken kolluğun elinden kaçan ya da ceza infaz kurumundan firar eden tutuklu veya hükümlü hakkında Cumhuriyet savcısı ve kolluk kuvvetleri yakalama emri düzenleyebilir. c) Kovuşturma evresinde, kaçak sanık hakkında yakalama kararı Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hakim veya mahkeme tarafından veya re’sen mahkeme tarafından düzenlenebilir.Kolluk, yaptığı yakalama işlemleriyle ilgili olarak, Cumhuriyet savcısına derhal bilgi verir ve savcının emirleri doğrultusunda işlem yapar. Yakalanan kimse, savcı tarafından serbest bırakılabileceği gibi, gözaltına alınmasına karar verebilir ya da yakalanan kişiyi tutuklanma talebiyle mahkemeye de sevk edebilir.

b. Gözaltına Alma
CMK, CMUK’tan ayrılarak, gözaltına almayı ayrı bir koruma tedbiri olarak düzenlemiş bulunmaktadır. Buna göre, yakalanan kişi, savcı tarafından bırakılmazsa, gözaltına alınabilir (m. 91/1). Bir kimse gözaltına alındığında ya da gözaltı süresi uzatıldığında, Cumhuriyet savcısının emriyle bu kişinin bir yakınına gecikmeksizin bilgi verilir (m. 95/1).Gözaltına alınmanın şartları, m. 91/2 hükmünde şöyle düzenlenmiştir: a) Gözaltına alma, soruşturma yönünden zorunlu olmalı, b) Ortada, işinin suç işlediğini düşündürecek emareler bulunmalıdır. Gözaltı süresi, kişinin yakalandığı yere en yakın hakim önüne götürülmesi için zorunlu olan süre hariç olmak üzere, yirmidört saati geçemez. Yakalama yerine en yakın hakim önüne gönderme işlemi, oniki saatten önce yapılmalıdır (m. 91/1). Süre, kişinin yakalanmasıyla başlar. Toplu olarak işlenen suçlarda, delil toplama zorluğu veya şüpheli sayısının fazlalığı nedeniyle Cumhuriyet savcısı, gözaltı süresini, her seferinde bir günü geçmemek kaydıyla ve en fazla üç gün olmak üzere uzatabilir. Savcı, bu emri yazılı olarak verir. Savcının bu emri, gözaltına alınan kişiye derhal tebliğ edilir (m. 91/3). Savcının yazılı emrine karşı Sulh Ceza hakimine başvurulabilir. Bu başvuruyu, gözaltında bulunan kişi ya da müdafii veyahut kanuni temsilcisi, eşi ya da ikinci dereceye kadar kan hısımları yapar (m. 91/4). Gözaltı süresinin dolması ya da Sulh Ceza hakiminin kararı üzerine serbest bırakılan kişi hakkında, yeterli delil olmadıkça ve Cumhuriyet savcısının emri olmadıkça yakalama işlemi yapılamaz (m. 91/5).Cumhuriyet başsavcıları ya da bunların görevlendirecekleri Cumhuriyet savcıları, gözaltına alınan kişilerin konulduğu nezarethaneleri ve ifade odalarını; gözaltındaki kişilerin durumları ile gözaltı sebepleri ve sürelerini ve gözaltına alınmayla ilgili tüm diğer kayıtları denetler ve bu denetim sonucunu, ‘Nezarethaneye Alınanlar Defteri’ne kaydeder.

c. Tutuklama
Tutuklama, henüz kesinleşmiş bir kararla mahkûm olmadan önce ve yalnızca hakim kararıyla şüpheli veya sanığın özgürlüğünden mahrum bırakılmasıdır[37]. Tutuklama kararı yalnızca hakim tarafından verilir. Bu kuralın istisnası yoktur.
Cumhuriyet savcısının tutuklama işlemindeki yetkisi, m. 101/1 hükmünde açıklanmıştır. Buna göre, savcının tutuklama işlemindeki yetkisi, şüphelinin tutuklanması talebinden ibarettir. Kovuşturma aşamasında da yine, sanığın tutuklanması talebini mahkemeye yöneltmektir. Savcı, bu istemlerde bulunurken, mutlaka gerekçe gösterir ve adli kontrolün yetersiz kalacağını, tutuklamaya ihtiyaç duyulduğunu anlatan hukuki ve fiili nedenleri belirtir.Bundan başka savcı, soruşturma safhasında, şüphelinin tutuklanmasını ya da hakkında adli kontrol uygulanmasını gereksiz buluyorsa, yakalanmış olan şüpheliyi re’sen serbest bırakabilir. Savcı, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin bir karar vermişse, şüpheli kendiliğinden serbest kalacaktır (m.103/2). Cumhuriyet savcısı, ayrıca, tutuklanmış olan şüphelinin serbest bırakılmasını ve bunun yerine adli kontrol uygulanmasını da Sulh Ceza hakiminden talep edebilir (m. 103/1). Savcı, tutuklama kararının kaldırılarak, şüpheli hakkında adli kontrol uygulanması talebinde bulunuyorsa, Sulh Ceza hakimine başvururken şüphelinin de görüşünü almak zorundadır (m. 105).CMK m. 108, Cumhuriyet savcısına bir görev yüklemiştir. Buna göre, Cumhuriyet savcısı, soruşturma aşamasındayken tutukevinde bulunan şüphelinin durumunu otuzar günlük sürelerle inceler ve tutukluluğun devamının gerekip-gerekmediği hakkında Sulh Ceza hakiminden istemde bulunur.

d. Arama
Arama; suç işlediğinden şüphe edilen kişileri, suç delilleri ve müsadereye tabi olan eşyayı ele geçirmek amacıyla bir kimsenin kontunda, işyerinde, diğer kapalı bir taşınmazında veya üzerinde ya da eşyasında yapılan araştırma işlemidir[38]. Aramada yetki kural olarak hakime aittir (Ay,. m. 20-21, CMK m. 119/1). Ancak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı ve savcıya ulaşılamaması durumunda da kolluk amiri tarafından verilecek yazılı emir ile de arama işlemi yapılabilir. Ancak, konut, işyeri veya kamuya açık olmayan diğer kapalı alanlarda yapılacak arama için hakim veya savcı kararı şarttır; bu tür aramalar, kolluk amirinin emriyle yapılamaz. Diğer hallerde, kolluk amirinin emriyle yapılan aramanın sonuçları, Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir (CMK m. 119/1).Arama, özel hayata müdahaleyi de mümkün kıldığından, Anayasa tarafından da ayrıca düzenlenmiştir (Ay. m.20/2).Aramada kural olarak savcının hazır bulunma zorunluluğu yoktur[39]. Ancak, savcının bulunmadığı konut, işyeri veya diğer kapalı yer aramalarında, o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin bulundurulması zorunludur (m. 119/4). Arama sonunda tutulacak tutanakta, arama esnasında hazır bulunanların, ve bu arada katılmışsa savcının da, ismi yazılır (m. 119/3).Hakkında arama yapılan kişinin belge ve kâğıtlarını inceleme yetkisi, Cumhuriyet savcısı ve hakime aittir (m. 122/1).

e. Elkoyma
CMUK’ta zabıt, zapt gibi değişik şekillerde adlandırılan elkoyma, CMK’da doktrinde genel kabul gördüğü şekliyle isimlendirilerek elkoyma olarak ifade edilmiştir. Elkoyma, zilyedin malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisinin, rızası dışında kaldırılmasıdır[40].Elkoyma işlemi, m. 123’e göre, iki halde yapılır: a) Delil niteliğindeki eşya b) Kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan malvarlığı değerleri. Madde 124 hükmüne göre, m. 123’te sayılan eşyaları yanında bulunduran kişi, istem halinde bunları göstermek ve teslim etmekle yükümlüdür. Bundan kaçınma halinde ilgiliye yaptırım uygulanabilecektir (m. 124/2).Elkoymaya kara verme yetkisi kural olarak hakime aittir (Ay. m. 20/2, CMK m. 127/1). Anayasa, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, geçici olarak ‘yetkili merci’ kararıyla el konulabileceğini hükme bağlamıştır. CMK, m. 127/1 hükmüyle, elkoyma yetkisinin hakime ait olduğunu; ancak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla ve Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı durumlarda da, kolluk amirinin yazılı emriyle kolluk tarafından elkoyma işleminin yapılabileceğini ifade etmektedir. Hakim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi, yirmidört saat içinde hakimin onayına sunulmak zorundadır (m. 127/3).Askeri mahallerde yapılacak elkoyma işlemi, Cumhuriyet savcısının istem ve katılımıyla, askeri makamlar tarafından yerine getirilir (m. 127/6).Cumhuriyet savcısının, postada elkoyma ile ilgili görev ve yetkileri de vardır. Postada elkoyma işleminde de yetki, kural olarak hakime aittir. Ancak, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla, posta hizmeti veren her türlü resmi veya özel kuruluştaki gönderilere el konulabilir (m. 129/1). Bu işlemi yerine getiren kolluk görevlileri, el konulan gönderileri, posta görevlilerinin de katılımıyla mühürleyerek, derhal elkoyma emir veya kararını veren makama gönderir.Avukat bürolarında yapılacak elkoyma işlemlerindeyse, bir mahkeme kararının varlığı şarttır. Gecikmesinde sakınca bulunan haller de dahil olmak üzere, savcının kararıyla, avukat bürolarında arama ve elkoyma gibi koruma tedbirleri uygulanamaz. El konulan her türlü eşya ve postaya avukatın müvekkiliyle arasındaki ilişkiye ait olduğu gerekçesiyle itiraz etme hakkı vardır. Bu durumda, itiraz konusu şey, zarf veya paket içerisinde mühürlenerek hakime gönderilir. Bu konuda takdir hakkı, hakime aittir (m. 130).El konulmuş eşya, bakım ve gözetimi için gerekli tedbirleri almak ve istenildiğinde geri verilmek kaydıyla, soruşturma aşamasında Cumhuriyet başsavcılığı tarafından, şüpheli, sanık veya bir diğer kişiye teslim edilebilir (m. 132/5).El konulmuş olan eşyanın muhafazasına gerek kalmaması veya müsadereye tâbi tutulmayacağının anlaşılması durumunda, re’sen ya da talep üzerine hakim, mahkeme ya da Cumhuriyet savcısı tarafından geri verilmesine karar verilir (m. 131/1).

f. Adli Kontrol
Adli kontrol kurumu, ceza yargılaması hukukumuza ilk kez 5271 sy. CMK ile girmiş önemli yeniliklerden birisidir. Kanun koyucu, adli kontrol müessesesi ile, kişi özgürlüğünü oldukça sınırlayan bir koruma tedbiri olan tutuklamaya bir alternatif getirmiştir.Kanunun ‘Adli Kontrol’ başlığını taşıyan 109. maddesine göre, m. 100’deki tutuklama sebeplerinden birinin varlığı halinde üst sınırı üç yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren bir suç sebebiyle yürütülmekte olan soruşturmada, şüphelinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verilebilir. Kanun, üçüncü maddesinde, uygulanabilecek yükümlülükleri bentler halinde saymıştır.Adli kontrol, soruşturmanın her aşamasında uygulanabilir. Buna karar verecek olan, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine Sulh Ceza hakimidir (m. 110/1). Ayrıca, bu tedbirler, gerekli görüldüğünde, kovuşturma aşamasında da uygulanabilir (m. 110/3).Adli kontrolün kaldırılması da mahkeme kararıyla olur. Ancak, kararın kaldırılmasında Cumhuriyet savcısının da görüşü alınır (m. 111). Şüpheli veya sanığın tutuklanması yerine güvence olarak bir miktar paranın ödenmesine de karar verilebilir. Madde 114/1 hükmüne göre ise, hakim, mahkeme ya da Cumhuriyet savcısı, şüphelinin de rızasıyla, güvencenin mağdur veya nafaka alacaklılarına ödenmesini emredebilir.

g. İletişimin Dinlenmesi
Soruşturma sırasında, bir suçun işlendiğine dair kuvvetli şüphelerin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda kural olarak hakim ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de Cumhuriyet savcısının kararıyla, şüphelinin iletişimi dinlenebilir, kayda alınabilir. Savcı, karar vermesi halinde, bu kararı derhal Sulh Ceza hakiminin onayına sunar. Hakimin karar vermesi gereken yirmidört saatlik sürenin dolması ya da hakimin onay vermemesi halinde, Cumhuriyet savcısı, tedbiri derhal kaldırır (m. 135/1). Şüphelinin yakalanabilmesi için, mobil telefon sinyalleri yoluyla yeri tespit edilebilir. Bunun için de yine kural olarak hakim kararı ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de Cumhuriyet savcısının kararı gerekir (m. 135/4).
Dinleme veya izleme kararından sonra Cumhuriyet savcısı veya görevlendireceği bir kolluk görevlisi, telekomünikasyon hizmeti veren ilgili kuruluşun yetkililerinden, gerekli teknik işlemlerin yapılmasını yazılı olarak ister. Bu istem yerine getirilmezse, zor kullanılır (m. 137/1). Tutulan kayıtların çözülerek metin haline getirilmesi işlemini, Cumhuriyet savcısının belirlediği kişiler yapar (m. 137/2).
Bu tedbirin uygulanması sırasında, şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verilmesi veya savcının kararından sonra hakim onayının alınamaması durumunda, tedbirin uygulanmasına savcı tarafından derhal son verilir. Bu takdirde, tutulmuş olan kayıtlar ve yapılmış tespitler en çok on gün içinde ve savcının denetimi altında yok edilir ve bu durum, bir tutanaklar tespit edilir (m. 137/3). Bu kayıtların yok edilmesi durumunda, Cumhuriyet başsavcılığı, uygulanan tedbirle ilgili olarak, ilgilisine onbeş gün içinde yazılı bilgi verir.

h. Şüphelinin Bilgisayar Kayıtlarının İncelenmesi
CMK m. 134 hükmüne göre, bir suçtan dolayı yapılan soruşturmada başka türlü delil elde etme imkânının bulunmaması halinde şüphelinin kullandığı bilgisayarlar üzerinde çeşitli araştırmalar yapılmasına hakim tarafından karar verilebilir. Bu kararın verilmesi için talep yetkisi de, Cumhuriyet savcısına aittir.

i. Gizli Soruşturmacı Görevlendirilmesi
Kanunda belirtilen bazı suçların soruşturmasında gizli soruşturmacı görevlendirilebilir. Bunun için, soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda kuvvetli şüphenin bulunması ve başka şekilde delil elde edilememesi şartları aranır. Gizli soruşturmacı görevlendirme de yine kural olarak hakim, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de Cumhuriyet savcısının kararıyla yapılır (m. 139/1). Soruşturmacının görevlendirilmesiyle ilgili karar ve belgeler, Cumhuriyet başsavcılığında muhafaza edilir (m. 139/3).

j. Teknik Araçlarla İzleme
Kanunun 140. maddesinde sayılan suçların işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması ve başka suretle delil elde etme olanağı da yoksa, şüphelinin kamuya açık yerlerdeki faaliyetleri ile işyeri, teknik araçlarla izlenebilir, ses ve görüntü kaydı alınabilir. Teknik araçlarla izleme kararı da yine hakim ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde savcı tarafından verilir, savcı tarafından verilen kararlar, yirmidört saat içinde hakimin onayına sunulur (m. 140/2). Teknik araçlarla izleme kararı, en çok dört hafta için verilir ve gerektiğinde bir defa uzatılabilir.Bu yolla elde edilen deliller, amaçlandığı soruşturma ya da kovuşturma dışında kullanılamaz ve gerekli görülmeyenler, Cumhuriyet savcısının gözetiminde yok edilir (m. 140/4).

B. Savcının Kovuşturma Aşamasındaki Görevleri
1. Açmış Olduğu Kamu Davasını Yürütmek
Cumhuriyet savcısı, soruşturma sonunda suç haberinin ciddi olduğu konusunda yeterli delil elde etmişse, hazırlayacağı bir iddianame ile kamu davasını açar. Kamu davası açma tekeli savcıya ait olduğu gibi, açılmış bir kamu davasını sürdürme görevi de yalnızca Cumhuriyet savcısına aittir.
Cumhuriyet savcısı, sanığın beraat etmesi gerektiğine inansa da, davadan çekilemez, kesin hükme kadar davayı yürütmek mecburiyetindedir[41]. Yoksa, savcı, açmış olduğu kamu davasını geri alamaz.
Cumhuriyet savcısı –ve avukat- sanığa, katılana, tanık ve bilirkişilere ve duruşmaya çağırılmış olan diğer kişilere doğrudan soru yöneltebilirler (m. 201). CMUK döneminde çok sınırlı bir şekilde var olan ve uygulama ve doktrinde çapraz sorgu olarak adlandırılan bu yetkinin, ceza yargılamasının maddi gerçeğe ulaşabilme açısından çok yerinde olduğu ifade edilmektedir. Savcı, Sulh Ceza Mahkemelerinde yapılan duruşmalar hariç olmak üzere, ceza yargılaması duruşmalarında hazır bulunur. Cumhuriyet savcısı olmadan yapılan duruşma, hukuka kesin aykırılık teşkil eder ve mutlak bir bozma sebebidir (m. 289/1-e). Bir duruşmada birden fazla savcı da bulunabilir (m. 189).

2. Kanun Yollarına Başvurmak
Kamusal iddia makamı olarak Cumhuriyet savcısının önemli bir görevi de kanun yollarına başvurmaktır. Cumhuriyet savcısı, sanığın lehine ya da aleyhine kanun yoluna başvurabilir. Zira, ceza yargılamasında amaç, maddi gerçeğe ulaşmaktır. Bir suçlunun cezalandırılmasında olduğu kadar, masum birinin ceza almamasında ya da gereğinden fazla ceza almamasında da kamu yararı mevcuttur. Bu nedenle, Cumhuriyet savcılarının sanık lehine de temyize başvurabilecekleri kabul edilmiştir.
Hukuk sistemimize ‘Bölge Adliye Mahkemesi’ adı altında ilk derece mahkemeleri ile temyiz mercii arasında görev yapacak istinaf mahkemelerinin getirilmesi amaçlanmaktadır. Bu konuda yasal düzenlemeler hazırlanmış, 5271 sy. CMK da, istinafa ilişkin hükümlere yer vermiştir. Ancak, Bölge Adliye Mahkemeleri henüz uygulamaya geçmediğinden, ceza yargılamasında temyize ilişkin olarak CMUK hükümleri uygulanmaktadır[42].

3. Cezaların İnfazını Sağlamak
Mahkemelerce verilen mahkûmiyet hükümleri, savcılığa gönderilir. Adliye savcısı, cezaevi savcısıyla birlikte hareket ederek cezaların infazını sağlar. Bu bağlamda, savcının cezaların infazıyla ilgili önemli görevleri de vardır.

C. SAVCININ DİĞER BAZI GÖREVLERİ

Savcının görevleri, şüphesiz bunlarla sınırlı değildir. Cumhuriyet savcısının CMK çerçevesinde, gerek soruşturma ve gerekse kovuşturma aşamasında yürütmek zorunda olduğu bazı görevleri daha vardır.
Savcının önemli görevlerine ilgili başlıklar altında değinilmiş olduğundan, burada diğer görevlerini başlıklar altında belirtmek yeterli olacaktır. Bunlar daha çok, aslında savcının yetkileridir. Bu çerçevede, soruşturma aşamasında bilirkişi atanması (m.63); bilirkişinin reddi (m. 36); gözlem altına alma (m. 74, 76); beden muayenesi ve vücuttan örnek alma (m. 75, 76); fizik kimliğin tespiti (m. 81); keşif (m. 83); yer gösterme (m. 85); otopsi (m. 87); zehirlenme şüphesi üzerine yapılacak incelemeye hekimin katılmasına karar verme (m.89); zorla getirme (m. 146); yargılama sırasında doğrudan soru yöneltme (çapraz sorgu) (m. 232)

V- DİĞER BAZI ÜLKELERDEKİ SAVCILIK KURUMU

Savcılık, daha önceden de belirtildiği üzere[43], ceza yargılamasında yeni sayılabilecek bir kurumdur. Savcılığın menşei, batı hukukudur. Batı hukukundan dünyaya yayılan savcılık kurumu, her ülkede farklı bir gelişim göstermiştir. Bugün ülkelerin ceza yargılaması sistemlerine bakıldığında, savcılığın kuruluşu, işleyişi, görevleri gibi birçok bakımdan farklılık arz ettiği görülmektedir. Hatta savcılığın ilk ortaya çıktığı Avrupa ülkelerinde bile birbirinden çok farklı uygulamalar göze çarpmaktadır.
İncelememizin buraya kadarki bölümünde, savcılığın Türk Hukuku’ndaki yeri anlatılmış olduğundan, burada yalnızca fikir vermesi açısından, diğer bazı ülkelerdeki savcılık kurumundan kısaca bahsedilecektir.

A. Fransa
Savcılar, Fransa’da da, Cumhuriyet savcısı olarak isimlendirilmişlerdir. Savcılar, hukuk fakültesini bitirenlere uygulanacak bir sınav ile; adli ya da hizmetlerinde belli süre çalışanlar arasından da yarışma yoluyla seçilenler, Bordeaux Ulusal Hakim Savcı Okulu’na kabul edilirler. Burada eğitimini ve stajını başarıyla tamamlayanlar arasından Adalet Bakanının önerisiyle Cumhurbaşkanınca atama yapılır[44].Savcılık teşkilatının başında adalet bakanı bulunur. Savcılık, adliyenin bir parçasıdır ve savcılar, hakimler ile aynı eğitime tâbidirler. Her mahkeme çevresinde bir savcılık örgütü kurulur. Fransız sisteminde hakimler ve savcıların kariyerde yer değiştirmeleri de mümkündür.Adalet bakanının, savcıya, dava açma emri verme yetkisi vardır. Bakan, savcılara genelge gönderebilir. Savcı, bazı önemli davaları İstinaf Mahkemesi Başsavcısına bildirmek ve işlerin durumuyla ilgili aylık raporlar sunmak zorundadır[45]. Fransız Hukuku’nda savcı, bir taraf değildir[46]. Savcı, koruma tedbirlerine başvuramaz. Savcının görevi yalnızca kamu davası açılmasının gerekip-gerekmediğidir, denebilir. Kamu davasının açılması konusunda ise, maslahata uygunluk prensibi benimsenmiştir.

B. Almanya

Federal bir devlet yapısının olduğu Almanya’da hem eyalet savcılıkları hem de federal bir savcılık teşkilatının kurulması kabul edilmiştir[47]. Adalet Bakanı, savcılık teşkilatının başındadır. Bundan sonra başsavcı gelmektedir. Almanya’da savcılık kurumunda bir hiyerarşi bulunduğunu söylemek mümkündür. Eyalet savcıları, başsavcının ve federal savcıların bir temsilcisi durumundadırlar. Başsavcı ile federal savcılar, eyalet savcıları üzerinde bazı yetkilere sahiptirler. Örneğin, bunların görev yerlerini değiştirebilir, iş dağılımını düzenleyebilir ya da bazı işleri kendi üzerlerine alabilirler. Almanya’da savcıların siyasi ajan sıfatına sahip olmaları, bazı tartışmalara yol açmaktadır[48].Alman Hukuku’nda savcı, taraf olarak kabul edilmemektedir[49]. Bu nedenle savcı, reddedilemez.

C. Danimarka

Danimarka’da mahkeme yanında kurulmuş savcılıklara ilaveten, önemli bazı davalara bakan bir merkezi savcılık örgütü bulunmaktadır. Danimarka’da ayrıca, savcıyı kovuşturmanın ilk aşamalarında temsil eden polis avukatlar bulunmaktadır[50]. Bunlar, bazı basit suçlarda kamu davası da açabilmektedirler.

D. Hollanda
Savcılık teşkilatının başında adalet bakanı bulunur. Savcılık, adli bir makamdır. Hollanda Hukuku’nda savcı, Alman ve Fransız sistemlerinde olduğu gibi, taraf olarak kabul edilmemektedir.

E. Avusturya
Savcılık teşkilatının başında adalet bakanı bulunur. Savcılar, önemli davalar hakkında, Adalet Bakanına rapor vermek zorundadırlar. Başsavcıların da, diğer savcılara emir ve talimat verme yetkileri vardır. Savcıların atanmaları konusunda bir kurulun bulunmadığı Avusturya’da, Adalet Bakanı, kamuya açık olarak yapacağı bir çağrı ile savcı temsilcilerinin bulunduğu bir kurulun önerilerini alarak, adayları Bakanlar Kuruluna önerir. Cumhurbaşkanı da, Bakanlar Kurulunun önerdiği adaylar arasından atama yapar[51]. Avusturya’da hakimler ve savcılar, Fransa’da ve bizim sistemimizde olduğu gibi, ortak bir eğitimden geçmekte ve aynı sınava tâbi tutulmaktadırlar. Bunun sonucu olarak da, meslekler arası geçiş mümkündür.Avusturya Hukuku, savcıyı taraf olarak kabul eder[52]. Kovuşturma görevi ise, hakim ile savcı arasında bölüştürülmüştür. Savcı, kendisi delil toplayamamakta, mahkemeden delil toplanmasını talep etmektedir. Kovuşturma aşamasında koruma tedbirlerine karar verme yetkisi hakime, bunları talep etme yetkisi ise savcıya aittir.

F. İtalya
Savcılık, mahkemeler yanında örgütlenmiş olup, yürütmeye değil, yargı organına bağlıdır. İtalyan sisteminde de savcılık, bir adli organdır. Kurumun başında başsavcı bulunur. Bu başsavcının atamasını Yüksek Hakimler Kurulu yapar. İtalya’da savcılar aynı zamanda hakim statüsündedirler ve çeşitli özlük hakları bakımından bu kurula bağlıdırlar[53]. Yeni ceza sisteminde savcılık, bir taraf olarak kabul edilmiştir.

G. Diğer Bazı Ülkeler
İngiltere’de savcılık makamı, işleyiş yönünden tümüyle bağımsız olmakla birlikte, iktidara bağlıdır. Savcılık teşkilatının başı, kraliçenin ve hükümetin hukuk danışmanı olan başsavcıdır. Bu başsavcı da bağımsız olan birsiyasi ajandır[54]. İngiliz Hukuku’nda savcı, bir taraftır. Keza, İngiliz sistemine yakın olan İskoçya’da da savcılık, yürütme organına bağlanmıştır. Yine savcı, İngiliz sistemindeki gibi, bir taraftır.İsviçre’de savcılık, adliyenin bir parçasıdır[55]. Norveç’te savcılık teşkilatının başında kral bulunur[56]. İspanya’da ise, teşkilatın başı, Adalet Bakanıdır.Belçika’da federal bir yapı olduğundan, Yargıtay Başsavcılığı yanında, belli bazı suçları kovuşturmak için bir de Federal Savcılık teşkilatı kurulmuştur. Belçika’da savcılar, yapılan bir dil sınavını başaran avukatlar arasından atanır. Belçika’daki sistem, sorgu hakiminin oluşu, kısmen maslahata uygunluk ilkesinin getirilmesi gibi bazı hususlar bakımından, Fransız sistemine benzemektedir[57].Finlandiya’da savcılık, anayasal bazı düzenlemelere sahiptir. Burada Cumhurbaşkanı tarafından atanan bir Genel Savcı bulunur. Genel Savcı, kamu davası açma konusunda, diğer savcılara emir verebilir. Ancak, bunun tersi, yani dava açmama emri vermesi söz konusu değildir. Ayrıca Genel Savcı, dilediği dosyayı savcıdan alarak, kendisi takip edebilir ya da bir başka savcıya verebilir. Finlandiya’da savcıların gerek yapısal gerek işlevsel olarak bağımsız olduğunu söylemek mümkündür. Aynı zamanda Finlandiya’da savcı, bir taraftır. Savcının, soruşturma aşamasında yetkili organ olduğunu söylemek ise mümkün değildir. Bu işleri polis yürütür ve savcı, bu kişilerle işbirliği içinde olur. Finlandiya’da, maslahata uygunluk ilkesinin benimsendiği söylenebilir. Ayrıca, bizim CMK sistemimize alınmayan şahsi davacılık kurumu, Finlandiya’da mevcuttur[58].Macaristan’da savcılık, sosyalist dönemden bir miras olarak, yalnızca parlamentoya karşı sorumlu olan bir organdır. Başsavcının atamasını, Cumhurbaşkanının önerisi üzerine parlamento yapar. Bunun sonucu olarak yürütme organı ve Adalet Bakanı, savcılara emir ve talimat veremez. Başsavcı, savcılık faaliyetlerine ilişkin olarak parlamentoya her yıl bir rapor sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi de, bir kararında Başsavcının ve savcılık örgütünün parlamentoya da bağlı olmadığını, savcılara parlamentonun emir ve talimat veremeyeceğini belirtmiştir. Başsavcı, kararlarından dolayı siyasi olarak da sorumlu değildir, ancak, parlamentoya karşı hukuki sorumluluğu mevcuttur. Macaristan’da savcı olabilmek için, hukuk fakültesi mezunu olmak ve üç yıllık stajdan sonra yapılacak sınavı başarıyla tamamlamak gerekir. Bu kişiler, bir yıllık savcı yardımcılığı görevi ifa ettikten sonra savcı olmaları mümkündür. Savcılıklar, mahkeme çevrelerinde kurulur ve mahkemeler ile savcılık örgütü birbirinden tamamen bağımsızdır. Başsavcı, diğer savcılara emir ve talimat verebilir ve bunların uymak zorunda olduğu genelgeler yayınlayabilir. Savcılar, başsavcının suç oluşturan emirlerini ise reddetmek zorundadırlar[59].Polonya’da adalet bakanı, genel savcı olarak savcılık örgütü içindeki en yüksek makamdır. Adalet Bakanı, genel savcı olarak, yasaların anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilir. Genel savcının, tüm savcıları atama yetkisi vardır. Polonya’daki tüm savcılar, hiyerarşik bir yapı olarak, kendisinden üst olan savcının emir ve talimatlarını uyma yükümlülüğü altındadırlar[60].Anglo-Amerikan sisteminde savcılık, adliyeden mekân olarak da farklı olup, yürütme gücünün içerisinde yer alır[61].

_____KAYNAKÇA______

AKINTÜRK, Turgut: Türk Medeni Hukuku Yeni Medeni Kanuna Uyarlanmış Aile Hukuku İstanbul 2003
AKİPEK, Jale / AKINTÜRK, Turgut: Türk Medeni Hukuku Yeni Medeni Kanuna Uyarlanmış Başlangıç Hükümleri Kişiler Hukuku İstanbul 2002
BARDAK, Cengiz: Ceza Davalarında Soruşturma Duruşma ve Kanun Yolları Ankara 1999
BARDAK, Cengiz: Ceza Muhakemesinde Hazırlık Soruşturması Ankara 1996
EREM, Faruk: Ceza Usûlü Hukuku Ankara 1968
ERYILMAZ, M. Bedri: “Ceza Muhakemesi kanunu ve Adli Kolluk: Adli Kolluk Amirleri, Sorumluları ve Görevlilerinin Belirlenmesi” Ankara Barosu Dergisi Sy. 1 2007
GÖKÇE, Teoman: Savcılık İşlemlerinin Hukuki Niteliği Doktora Tezi Konya 2001
KUNTER, Nurullah: Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku İstanbul 1978
KUNTER, Nurullah / YENİSEY, Feridun: Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku Öğrenme Kitabı I İstanbul 2008
ÖZTÜRK, Bahri / ERDEM, Mustafa Ruhan / ÖZBEK, Veli Özer: Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku Ankara 1999
SÖZÜER, Adem / TEKDAĞ, M. Kenan: “Ceza Muhakemesi Kanunu Ne Getiriyor?” Hukuki Perspektifler Dergisi Sy. 3 2005
TOROSLU, Nevzat / FEYZİOĞLU, Metin: Ceza Muhakemesi Hukuku Ankara 2006
TOSUN, Öztekin: Türk Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri Cilt: 1 İstanbul 1984
YAŞAR, Osman: Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu Ankara 1998
YURTCAN, Erdener: Ceza Yargılaması Hukuku İstanbul 1994

SEMPOZYUM___________________________
Bir Adli Organ Olarak Savcılık, Türkiye Barolar Birliği Sempozyumu 7-9 Temmuz 2006, TBB Yayınları Ankara 2006

İNTERNET SİTELERİ_____________________
http://www.tdk.gov.tr 05.03.2007http://tdkterim.gov.tr 05.03.2007

 


 

[1] http://www.tdk.gov.tr 05.03.2007
[2] http://tdkterim.gov.tr 05.03.2007
[3] Toroslu, Nevzat / Feyzioğlu, Metin. Ceza Muhakemesi Hukuku, 5. Baskı, Ankara 2006 s.114
[4] Öztürk, Bahri / Erdem, Mustafa Ruhan / Özbek, Veli Özer, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 4. Bası, Ankara 1999 s. 272
[5] Bardak, Cengiz. Ceza Muhakemesinde Hazırlık Soruşturması, 1. Bası, Ankara 1996 s. 71

.[6] Öztürk / Erdem / Özbek, (Ceza Muhakemesi) s. 273

[7] Yurtcan, Erdener, Ceza Yargılaması Hukuku, 5. Bası, İstanbul 1994 s. 124

[8] Gökçe, Teoman, Savcılık İşlemlerinin Hukuki Niteliği, Doktora Tezi, Konya 2001 s. 15

[9] Gökçe, s. 14

[10] Öztürk / Erdem / Özbek, (Ceza Muhakemesi) s. 274

[11] Kunter, Nurullah, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, 6. Bası, İstanbul 1978 s. 227

[12] Kunter, Nurullah / Yenisey, Feridun, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku Öğrenme Kitabı I, 12. Bası, İstanbul 2002 s. 347

[13] Tosun, Öztekin, Türk Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri Cilt: I, 4. Bası, İstanbul 1984 s. 575 vd.

[14] Yurtcan, Erdener, (Ceza Yargılaması) s. 127-128

[15] Erem, Faruk, Ceza Usûlü Hukuku, 2. Bası, Ankara 1968 s. 134 vd.
[16] Bkz. yuk. s. 4
[17] Anayasa Mahkemesi’nin 22.09.1964 tarih, 1963/140 E. ve 1964/62 Kr. sayılı kararı. Gökçe, (Savcılık) s. 127
[18] Yurtcan, Erdener, (Ceza Yargılaması) s. 128

[19] Öztürk / Erdem / Özbek, (Ceza Muhakemesi) s. 274

[20] Kunter, (Ceza Muhakemesi) s. 231 vd.
[21] Toroslu / Feyzioğlu, (Ceza Muhakemesi) s. 117
[22] Kunter / Yenisey, (Ceza Muhakemesi) s. 353
[23] Ancak 29.06.2005 tarih ve 5375 sayılı kanun ile Adalet Akademisi Kanunu’na eklenen geçici 10. madde ile, staj süresinin beş yıl boyunca Adalet Bakanlığı’nın teklifi ve HSYK’nın kararı ile bir yıla indirilebileceği hükmü getirilmiştir. Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten bu yana, bu hükmün işletildiği ve hakim-savcı stajlarının bir yıl olarak uygulandığı görülmektedir.
[24] Mehakimi Şer’iyenin İlgasına ve Mehakim Teşkilatına İlişkin Ahkâmı Muadil Kanun
[25] Bu konuda özellikle Sabih Kanadoğlu’nun önerileri için bkz. “Türkiye Başsavcılığı Kurulmalıdır” www.yargitaycb.gov.tr 02.04.2007
[26] Nüfus Kanunu m. 1’e göre, yaş, ad, soyadı ve diğer kayıt düzeltme davaları, ilgilinin oturduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesinde, Cumhuriyet savcısı ve nüfus memuru huzurunda görülür.
[27] Soyadı Kanunu m. 3: “rütbe ve memuriyet, aşiret ve yabancı ırk ve millet isimleriyle umumi edeplere uygun olmayan veya iğrenç ve gülünç olan soyadları kullanılamaz.”
[28] Akipek, Jale / Akıntürk, Turgut. Türk Medeni Hukuku Yeni Medeni Kanuna Uyarlanmış Başlangıç Hükümleri Kişiler Hukuku, 4. Bası, İstanbul 2002 s. 448

[29] Akıntürk, Turgut. Türk Medeni Hukuku Yeni Medeni Kanuna Uyarlanmış Aile Hukuku, 8. Bası, İstanbul 2003 s. 222

[30] Akıntürk, s. 222
[31] Cumhuriyet Başsavcılıkları İle Adli Yargı İlk Derece Ceza Mahkemeleri Kalem Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik. Resmi Gazete No ve Tarihi: 25832 – 01.06.2005
[32] Disiplin Kurulları ve Disiplin Amirleri Hakkında Yönetmelik Resmi Gazete No ve Tarihi: 17848 – 24.10.1982
[33] Sözüer, Adem / Tekdağ, M. Kenan. “Ceza Muhakemesi Kanunun Neler Getiriyor?” Hukuki Perspektifler Dergisi Sy. 3 2005 s. 61
[34] Öztürk / Erdem / Özbek, (Ceza Muhakemesi) s. 631 vd.
[35] Toroslu / Feyzioğlu, (Ceza Muhakemesi) s. 211-212

[36] Öztürk / Erdem / Özbek, (Ceza Muhakemesi) s. 637

[37] Toroslu / Feyzioğlu, (Ceza Muhakemesi) s. 212

[38] Toroslu / Feyzioğlu, s. 237

[39] Bunun istisnası, avukat bürolarında yapılan aramalardır. CMK m. 130/1 hükmüne göre, avukat bürolarında yapılacak aramalar ancak mahkeme kararıyla yerine getirilir ve aramaya, kararda belirtilen hususlarla ilgili olarak Cumhuriyet savcısı da katılır.
[40] Toroslu / Feyzioğlu, (Ceza Muhakemesi) s. 242
[41] Öztürk / Erdem / Özbek, (Ceza Muhakemesi) s. 314

[42] Bkz. 5320 sy. YUK m. 8/1

[43] Bkz. yuk. s. 2
[44] Tezcan, Durmuş, “Fransa’da ve Belçika’da Savcılık” başlıklı tebliğ, Bir Adli Organ Olarak Savcılık, Türkiye Barolar Birliği Sempozyumu 7-9 Temmuz 2006, TBB Yayınları, 1. Bası Ankara 2006 s. 33 vd.
[45] Tezcan, s. 37
[46] Gökçe, (Savcılık) s. 35
[47] Gökçe, s. 8
[48] Gökçe, s. 21
[49] Gökçe, s. 35
[50] Gökçe, s.9
[51] Hauptmann, Friedrich, “Avusturya’da Savcılık Yeni Tartışmalar ve Eski Sorunlar” başlıklı tebliğ çev. Burak Çelik, Bir Adli Organ Olarak Savcılık, Türkiye Barolar Birliği Sempozyumu 7-9 Temmuz 2006, TBB Yayınları, 1. Bası Ankara 2006 s. 57 vd.
[52] Gökçe, (Savcılık) s. 36
[53] Gökçe, s. 9
[54] Gökçe, s. 22
[55] Gökçe, s. 18
[56] Gökçe, s. 9
[57] Tezcan, Durmuş, “Fransa’da ve Belçika’da Savcılık” başlıklı tebliğ, Bir Adli Organ Olarak Savcılık, Türkiye Barolar Birliği Sempozyumu 7-9 Temmuz 2006, TBB Yayınları, 1. Bası Ankara 2006 s. 40 vd.
[58] Rappe, Jukka, “Finlandiya’da Savcıların Statüsü ve Savcılık Örgütü” başlıklı tebliğ çev. Burak Çelik, Bir Adli Organ Olarak Savcılık, Türkiye Barolar Birliği Sempozyumu 7-9 Temmuz 2006, TBB Yayınları, 1. Bası Ankara 2006 s. 45 vd.

[59] Miskolci, Laszlo, “Macaristan’da Savcılık” başlıklı tebliğ çev. Güçlü Akyürek, Bir Adli Organ Olarak Savcılık, Türkiye Barolar Birliği Sempozyumu 7-9 Temmuz 2006, TBB Yayınları, 1. Bası Ankara 2006 s. 90 vd.

[60] Paprzycki, Lech, “Polonya’da Savcılık Kurumunun Örgütlenme ve İşleyiş Biçimi, Değişim Perspektifleri” başlıklı tebliğ çev. Burak Çelik, Bir Adli Organ Olarak Savcılık, Türkiye Barolar Birliği Sempozyumu 7-9 Temmuz 2006, TBB Yayınları, 1. Bası Ankara 2006 s. 27 vd.

[61] Gökçe, (Savcılık) s. 71

Yazar: Av. Aydoğan TAN

Av. Aydoğan TAN
Avukat, Arabulucu. Hukuk Sokağı ve Emsal.co kurucusu.

Ayrıca bknz.

Hukuk Fakültesi Mezunu Olarak Türkiye’de Yapılabilecek 10 Meslek

Sayıları 70’in üzerine çıkmış bulunan hukuk fakülteleri, her yıl verdikleri 5.000’in üzerindeki mezun ile, hukuk …

X